Bu Blogda Ara

27 Kasım 2010 Cumartesi

6.AY KONTROLÜ

Biraz önce 6. ay kotrolümüz için gittiğimiz doktorumuzdan geldik. Herşey yolunda çok şükür.
Alper' in motor gelişimi 4,5 ay, Yiğit' in 5 aymış.
  • Alper'in yakalaması Yiğit' e göre daha iyiymiş.
  • Alper' in baş tutma tamam. Geçen aya göre bir anda sıçrama yapmış aferin dedi. ( Maşallah diyelim )
  • Alper yüz üstü yatırıldığında sırt üstüne dönmeye başladı. Sırt üstü yatırıldığında da yana doğru dönmeye çalışıyor ama henüz muvaffak olamadı. Yiğit' de dönme yok.
  • Yiğit yattığı yerden doğrulmaya kalkmaya çalışıyor.
  • İkisi de ayaklarını tutmaya başladılar.  
  • Aynada kendilerine gülmeye başladılar.  
Bu aylarda ayaklarını yakalayıp emmeye çalışırlarmış. Basmaya başlarlarmış. Elleriyle herşeye vurmaya başlarlarmış.Gördükleri herşeyi avuçlarlarmış. Jöle gibi otururlarmış. İsmi çağrılınca bakarlarmış. Bu ay kedi ayıymış. Kedilerin yukarıdan sarkıtılan herşeyi pençeleriyle yakalamaya çalışmaları gibi yakalamak isterlermiş. O yüzden renkli kurdeleler, eşarplar sarkıtın yukardan dedi. Bir de yaylı oyuncak alın dedi. Şansımıza hediye gelmişti iki tane süper oldu. Şunlardan :
Eğlenenle eğlenirlermiş, kahkahalar atarlarmış.
Ayaklarını  geliştirecez bu ay dedi, buna yönelik faaliyetler :
  • Minnoşları yere yatırıp bacak üstlerine çok hafif, farklı ebatlarda toplar koyacağız.Toplar hareket ettikçe ayaklarını daha çok hareket ettireceklermiş.
  •  Çıngıraklı patikler alın dedi, şunlardan almıştık zaten.


  • Ayak uçlarına hacıyatmaz balonlar koyun dedi 
Şunun gibi birşey herhalde
Yataklarının ayakuçlarına hububat torbası asın dedi. Ayakları değdikçe ses çıkacak ve ayaklarını daha çok kullanacaklar dedi.
Müzik kutusu alın dedi. Hani şu duvara asılıp sarkacı çekilince müzik çalanlardan. Titreşimli oyuncak alın, tırtıl falan gibi dedi. Kumaş kitap alın dedi. Biz şundan almıştık
Ellerinize zil takın, kaşık çalın, şarkı söyleyin, minnoşları kucağınıza alın ve onlarla dans edin dedi.Ha bir de hoppala alın dedi. Ama 7. aydan sonra bırakacakmışız. Şu anda ayaklarının güçlenmesi için kullanacakmışız sonra 7. aydan sonra yürüme için zararlı oluyormuş. Bakalım bu konuyu araştıracağım.
Gelelim ek gıdaya : Ek gıda olayını ağırdan alın, yavaş yavaş verin demişti.Daha önce burada ek gıda programımızdan bahsetmiştim. Biz bu programın daha sadece meyve ve yoğurt kısmını uygulamıştık. Önümüzdeki haftadan itibaren çorbaya başla dedi. 6-7 Aralık kahvaltıya başla dedi.
Kahvaltımız :
 Bir
kibrit kutusu inek peyniri veya keçi peyniri, yarım saat ılık suda bekletilip tuzu çıkarıldıktan sonra bir dilim bebek ekmeği (eti ya da uno ) ile birlikte rondoya konur. Üzerine 60-90 ml anne sütü veya mama eklenerek rondolanır. Eğer bebek bu karışımı sevmezse üzerine en sevdiği meyvenin rendesi eklenir. 13-14 Aralıkta öğlen verilen sebze çorbasının yerine 2 şer gün şehriye, tarhana ve yoğurt çorbası verecekmişiz. Sebze çorbasındaki pirincin yerini ise irmik alacak. Çorbalar şu şekilde yapılacak:
1/2 ajda bardağı arpa şehriye ( tarhana ),2-3 çeşit sebze( misal : 1/2 kabak, 4-5 dal maydanoz, 1 arpacık soğan gibi ), 1 tatlı kaşığı zeytinyağı, 2-3 kupa su.
Yoğurt çorbası : 2 yemek kaşığı yoğurda bir tatlı kaşığı un eklenerek çırpılır. Bir tatlı kaşığı pirinç,3-4 dilim patates, bir tutam nane, 4-5 adet taze fasulye,2-3 kupa su, bir tatlı kaşığı zeytinyağı. Çorbalara 7. aydan sonra dana bonfileden kıyma veya tavuk göğsü eklenecekmiş )
İşte böyle.

23 Kasım 2010 Salı

SEMPATİ(K) ANNE


Geçenlerde ziyaretimize gelen bir arkadaşım bir cümlem üzerine ' Sempati yapıyorsun ' diyince aslında gündelik hayatta sürekli kullandığım bu kelimenin başka bir yönünü farkettim. Cümlem şuydu :
- Pazartesi günü göz kontrolümüz var, salı günü 6. ay aşılarımız olacak. 
Farketmişsinizdir, minnoşlarım ile ilgili herşeyden 3. çoğul şahıs olarak değil 1. çoğul şahıs olarak bahsediyorum. Yani ONLAR değil, BİZ. Gece çok az uyuduk, sütümüzü bitirmedik, kakamızı yaptık, ilacımızı içtik vs.. 
Arkadaşım bunu ne amaçla söyledi bilmiyorum. Çok sempatik bir insan olduğumu mu kastetti desem :)) Tabii ki değil. Belki amacı bu değildi bilmiyorum ama ben kendimi eleştiriliyormuşum gibi hissettim. Yani sanki bir birey olarak kişiliğini kaybetme onlar senin çocukların tamam ama onlar ayrı sen ayrı der gibiydi. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki bu konu üzerinde fazla konuşamadık.
Gerçekten, öyle değil midir ama birçok anne çocuklarının yaptıklarından bahsederken hep yaptık ettik der, özne daima biz' dir.
-Banyomuzu yaptık
-Pijamalarımızı giydik
-Meyvemizi yedik
Şimdi bu kişiliğini kaybetme midir, yoksa, basitçe ve sadece annelik tam da böyle birşey midir?   Tamam yüzyıllardır kadınlar anne olmaktadır. Ne ilkiz ne de son. Ama işte yine de herkesten farklı yaşıyorsun, herkesin anneliği kendine. Minnoşlarm ne yiyecek, ne giyecek, ne zaman uyuyacak, nasıl insanlar olacak, hayırlı ve iyi insanlar, mutlu ve sağlıklı bireyler olmaları için neler yapabilirim? Bu liste böyle uzayıp gider. İşte bütün bunları yaşarken de çoğaldığımı hissediyorum. Ben olmaktan çıkıp biz olduğumuzu farkediyorum ve bunun mutluluğunu da dibine kadar yaşıyorum.
Şimdi gitmem lazım. Beslenme saatimiz, sütümüzü içecez :)))

22 Kasım 2010 Pazartesi

OYUNCAKLARIMIZ

Kurmali oyuncak uğur böceği hediye ilginç ucuz
Kurmali oyuncak kurbağa hediye ilginç ucuz
Bu basit kurmalı oyuncakları doktorumuz önerdi. Gerçekten çocukların çok ilgisini çekti.Hareketli oldukları için çocukların direk ilgisini çekiyor  ellerini kollarını öyle bir sallıyorlar ki görseniz sanki oyuncakları yakalamak istiyorlar.



Bu kolbastı oynayan bebek hediye geldi. Bizim minnoşlar bebeği sevdi mi korktu mu anlayamadım. Dikkatlerini çok çektiği kesin.Gözlerini hiç ayırmadan hipnotize olmuş gibi bebeği seyrediyorlar. Ama bebeğin bizi çok eğlendirdiği kesin.

Bu da arkadaşım Cansel' in tavsiyesi üzerine minnoşlara aldığımız süper öğretici, eğitici ve eğlenceli köpecik. Şu an için bütün fonksiyonlarını biz gösteriyoruz, onlar seyrediyor, minnoşlar zavallı köpeciği sadece dişlemek için kullanıyor ama eminim zamanla minnoşlar için vazgeçilmez olacak.


6. AY ROP MUAYENEMİZ

Prematürelerde sık karşılaşılan problemlerden biri ROP yani Prematüre Retinopatisidir. Prematüre retinopatisi, vaktinden önce doğmuş bebeklerin damarlanması henüz tamamlanmamış retinalarında (göz görme işleminin yapıldığı gözün arkasındaki ağ tabaka) görülür. Erken dönemde tanınıp gerekli önlemler alınmazsa körlükle sonuçlanabilen, oksijenizasyon bozukluğuyla giden bir hastalık. Erken doğumdan ötürü gelişimini tamamlamamış damarlar nedeniyle retina tam oksijen alamaz ve normal olmayan zararlı yeni damarlar oluşur. Bu da retina tabakasında kanama, kabarma ve büzüşme gibi sonuçlara yol açar. Tedavi edilmezse görmeyi tamamen bozan ve prematüre bebeklerin en önemli göz sorunlarından biri olan "prematürelik retinopatisi" (Retinopathy of Prematurity - ROP) ortaya çıkar. İşte bu nedenle Retinopati’nin erken tanısı ve tedavisi çok önemli.
Prematüre bebeklerin ilk göz muayenesi genel olarak doğumdan sonraki 4 ila 6. haftalar arasında yapılmalıdır. Ancak doğum tartısı 1000 gr.ın altında ve anne karnındaki yaşı 28 haftadan küçük bebeklerde daha erken dönemde Retinopati gelişebilir. İlk muayenede Retinopati gözlenmemiş olsa bile bebekler mutlaka doğması gereken zamana kadar 2 haftada bir kontrol edilmelidirler. 32 hafta ve 1500 gr.ın altında doğan ve oksijen alan bebekler ile 30 hafta ve 1250 gr.ın altında doğan tüm bebekler doğum sonrası yaşları 4 haftalık olduktan sonra Retinopati açısından değerlendirilmelidirler. Doğum sonrası dördüncü haftasında hastanede yatmakta olan bebeklerde ise bu tarama küvöz içinde yapılır. Bebek hastaneden taburcu olurken, mutaka göz muayenesi için randevularının alınmış olması gerekir.
http://blog.mynet.com/halilbahcecioglu1/yazi/parmak_bebekler_kor_olmasin_/74162


Biz 1 aylıkken ilk göz muayenemiz, bu konuda Ankara' daki sayılı uzmanlardan birisi olduğunu öğrendiğimiz Doç Dr. İmren Akkoyun tarafından yapıldı.Kendisi gerçekten bu konuda çok iyi. Başkent Üniversitesi Hastanesinde çalışıyor. İlk kontrolden sonra normal doğum zamanımıza kadar 2 haftada bir kontrole çağırdı bizi. En son bugün 6. ay kontrolümüz çok şükür ki iyi çıktı. Bundan sonra 1 yaşında getirin dedi. Ama arada kayma farkedersek ve birkaç gün sürerse 1 yaşını beklemeden getirin dedi.
Muayenede, 10 dakika arayla minnoşların gözlerine damlalar damlatılıyor. Son damladan sonra 20 dakika kadar bekleyip ölçüm yaptılar. Damlalar biraz yaktığı için ağladı minnoşlarım. İlk muayenemizde bende onlarla birlikte ağlarken sanırım artık alıştım kendimi tutuyorum. Ölçüm biz yetişkinlere yaptıkları gibi. Hani çenenizi ve alnınızı dayarsınız ve gözünüzü kırpmadan mercekten bakarsınız ya. Haliyle bebişleri o konumda sabit tutmak zor oldu. Babalarının kucağında sırayla oturdular ve bendeniz kötü anne (! )kafalarını alete yapıştırıp sabit tutup ölçümü yaptırdım. Babamız sağolsun dayanamıyorum diyip işin içinden sıyrılıyor. Yoksa işine mi öyle geliyor ? Aşı, kan alma gibi bütün sancılı işlemlerde minnoşları ben tutuyorum beni iyice zalim anne bellleyecekler. :))
Her neyse ölçümler normal çıktı çok şükür. İmren teyzemiz bir de sinirlere ve damarlanmaya bakacağım diyerek gözleri açarken bağırttı veletleri. Çok şükür ki onlar da normal çıktı. Şu anda ters düşmüş uyuyor oğluşlarım.
    

20 Kasım 2010 Cumartesi

DEMİR LEKESİ

Demir ilacını hemen hemen herkes biliyordur. Tadı da kokusu da berbat ve özellikle o meşhur çıkmayan lekesi. Temiz kıyafetimiz kalmadı diyebilirim. Ne kadar dikkat edersem edeyim verirken dökmemeyi başarsam bile ya ellerini, yumruklarını ağızlarına sokarken giysilerin kol ağızları batıyor ya da verdim bitti dökmedim yaşasın diye sevinirken kusmalarıyla birlikte giysiler yine batıyor. Ve bu çirkin leke kesinlikle çıkmıyor ... derken internetten bir yöntem keşfettim. Bilen zaten biliyordur yöntem şu :
Leke tazeyken hemen üzerine limon damlatıp sonra da tuzlayıp bir kenarda kurumasını bekledikten sonra yıkayınca lekeden eser kalmıyor.
Bilmeyenler için vatana millete bir katkım olsun diye bloğuma eklemek istedim.

16 Kasım 2010 Salı

KOZMETİKLERİMİZ

Aslında bu kozmetik kelimesi bebekler için kullanıldığında gereksiz, zararlı ve abartılı geliyor. Ama minnoşlara kullandığım şampuan, sabun, krem, yağ, ıslak mendil vs. yi başka nasıl bir başlık altında toplarım bilemedim.
Elimden geldiğince zararsız, katkısız olanlarını seçmeye gayret etsem de hepsinin içinde sıkıntı yaratacak birşeyler var maalesef.
Bu konuda arada sırada baktığım bir web sayfası var:
Esasen, bu web sayfasında Türkiye’de satılan her ürünü bulmak mümkün değil ama bulabildiğim ürünler için kullanıyorum.  Ürünlere içerdiği maddelere göre 0 ile 10 arası değerler vermişler. 
0-2  düşük seviyede toksiklik
3-6  orta seviyede toksiklik
7-10 yüksek seviyede toksiklik
Mesela, Huggies ve Pampers ıslak mendilleri orta derecede toksik. Biz Unibaby kullanıyoruz ama maalesef değerlendirilmemiş.
Islak mendil Unibaby Yeni Doğan kullanıyoruz. Saf su, doğal pamuk ve doğal gıda koruyuculardan oluşan nemli bir ‘’pamuk mendil’’dir. Yenidoğan bebeklerin cilt temizliğinde önerilen su ve pamuk, pratik kullanım sağlamak amacıyla bir araya getirilmiştir. Bebeğin cilt pH’ı ile uyumludur, hassas cildinde pamuk lifi bırakmaz. Alkol, boya maddesi, kimyasal ajan ve parfüm içermez. Uni Baby Yenidoğan ile bebeğinizin cildini, koruyucu tabaka Verniks’e zarar vermeden ilk günden itibaren güvenle temizleyebilirsiniz. 


Bir de şu meşhur paraben olayı var.
Parabenler nedir?
Parabenler çok geniş çapta kozmetik ürünleri içinde kullanılan koruyuculardır. Kimyasal olarak parabenler p-hidroksi benzoik asidin esterleridir. Kozmetik ürünlerinde propylparaben, methylparaben ve buthylparaben birlikte kullanır. Tipik olarak, ürünlerin içinde birden fazla paraben kullanılmaktadır ve onlar, mikroorganizmaların geniş alanlarına karşı koruyuculuğu sağlamak için sık sık diğer koruyucu tipleri ile birlikte kullanılırlar. Karışımlarda düşük seviyelerde kullanılan parabenlerin aktivasyonu, koruyucunun aktivasyon süresini artırır.
Niçin kozmetikte koruyucular kullanılır?
Kozmetik ürünlerinde kullanılan koruyucular, ürünü mikrobiyolojik büyüme karşı ve ürünün güvenirliğini sürdürmesi her ikisi de, tüketicinin korunması içindir. Kozmetik ürünlerde kullanılan hammaddelerin, yasa gereği müşteriyi bilgilendirmek için etiket üzerine yazılması zorunludur. Müşteriler için bu önemli bir bilgidir. Böylelikle onlar, tanımadığı bir içeriği içeren üründen almamaya karar vermektedir. Parabenler isim olarak kolaylıkla tanınmaktadır, öyleki methylparaben, ethylparaben, buthylparaben ya da benzylparaben gibi.

Bu yil içinde yakin zamanda medyada yer alan, Ingiliz arastirmacilarin raporuna göre meme tümörlerinin örneklerinin içinde paraben oldugu saptanmistir.

Bundan dolayi, inandiricilik adina arastirmacilardan, Edinburgh’da üniversitede okuyan onkoloji uzmani Philippa Darbe yeni bir çalisma yapmistir. Kimyasal olarak 20 tümörün 18’inde Paraben tespit etmistir. Bu da göstermektedir ki, onlar cildimize yaptigimiz bazi uygulamalardan kaynaklanmaktadir. En olasi aday mevcut deodorantlar, antiperspirantlar, kremler ve vücut sprayleridir.
Bu çalismayi yazan yazarlar onlarin gazetesinde: “ Çevrenin listesine bu parabenleri de estrogenik kimyasallar olarak eklenmelidir ve insan memesi içinde toplandigi/birikim yaptigi ve çoktan polyklorinat byphenyls (PCBs) ve organoklorin pesticide (OCPs) dahil edilmelidir. Bu dahi, bütün kimyasallarin arasinda bunlarin olasi zehirli etkisi ile mümkün olabilecek etkilesimden dolayi piyasadan kaldirilmalidir. 
Kaynak:http://www.helionature-turkey.com/parabens.html

11811322 Bübchen Bebek Banyo Köpüğü 200 ml.Bübchen Bebek Şampuanı - 500 ml.Şampuan ve banyo köpüğünde bübchen kullanıyorum. Paraben yok  Papatya ve ıhlamur çiceği özlü bir şampuandır.
- Boya maddesi içermez.
- Parfümsüzdür, sadece papatyanın doğal kokusunu içerir.
- Sabun maddesi içermedigi icin fazla köpürmeyen, doğal temizlik sağlayan, bitki ozlu yumuşak yıkama hammaddeli bir şampuandır.
- Saçın kolay şekil almasını sağlayan papatya ve ıhlamur özleri saça ipeksi parlaklık verir, hassas saç derisinin kurumasını ve tahrişleri önler.
- Göz yakmaz.
- Doğal bitki özlerinden hazırlanmıştır. Papatya, altıncıkçiçeği, ıhlamurçiçeği, biberiye, buğday tohumu, balmumu, jojoba, ayçiçeği, badem ve kalendula yağları, A ve E vitaminleri gibi)
- Hayvansal madde içermez.
- Alkolsüz ve doğal parfümlüdür.
- PH nötr, en hassas ciltlere bile uyumludur. En ust duzeyde cilt koruma ozelligine sahiptir.
- Dermatolojik olarak test edilmiş kliniklerde güvenle kullanılmaktadır.
- Çocuk doktorları ve dermatologlar tarafından onay görmüştür.
- 72 denek (bebek cildine eş hassasiyette) üzerinde bantlama usulü yapılan testlerde hiçbir yan etki görülmemiştir. Bu nedenle hipoalerjenik hatta antiallerjik ürünlerdir. Tüm bu çalışmalar resmi belgelidir.
- Bebeklerin hassas ciltleri düşünülerek hazırlanmış ürünlerimiz yetişkinler için de idealdir.
Nemlendiricimiz ise sebamed.
Bebeğin hassas ve kurumaya meyilli cildi için uyumlu ve yumuşak nemlendirici.

9 Kasım 2010 Salı

RSV AŞISI-SYNAGIS 2

 Rsv aşısı ile ilgili gelişmeleri yazacağımı daha önce burada söylemiştim.
Gazi Üniversitesi Hastanesi'nden raporu çıkarttık. Normalde 50 mg' lık aşının kutusu 870 TL. Zaten Türkiye' de sadece 50 mg' lık olandan varmış. Kilo başına 15 mg vuruluyor. Bizim minnoşlar 6,500 kg oldukları için adam başı 98 mg hesapladılar, yani adam başına iki kutu. Etti mi sana toplam 3.480 TL. Tabii bu bir aylık. 5 ayda toplam 5 kere 17.400 TL ediyor kilolarının hiç artmadığı farzedilirse. Yani yaklaşık 20-25.000 arasını bulu herhalde toplamda.
Dediğim gibi raporumuzu çıkarttıramasaydık veremezdik bu parayı. Raporla anlaşmalı bir eczaneye gittik. 4 kutu ilacımızı aldık. Sadece muayene parası adı altında 45 TL aldılar. Ne olduğunu anlamadım. İlaçlarla Gazi' ye gittik, vurdular. Bacaktan yapılıyor. Ateş genellikle yapmaz dedi doktor. Banyo yaptırabilirmişiz. Bundan sonra Mart ayı dahil önümüzdeki 4 ay boyunca vurduracağız. 

7 Kasım 2010 Pazar

DOĞUM HİKAYEMİZ

Aslında belki açılışı böyle yapmak gerekiyordu ama ne yalan söyleyeyim demek ki hazır değilmişim, hep erteledim. Bugün içimden yazmak geliyorsa demek ki zamanı gelmiş.
22 Mayıs 2010 günü sabahı 30 + 0 haftalık rutin kontrolüm için doktorum Cihangir ÇAKICI' nın muayenehanesindeydim. Herşey normaldi. İçime mi doğdu bilmem, ısrarla NST' ye girmek istedim ( ara ara kramplarım olduğu için endişeliydim ), gerek yok başka belirti olmadığı için bunlar yüksek ihtimal yalancı kasılma, daha sonra bağlayacağız dedi, akciğer geliştirici iğne vursak mı dedim ( ikiz gebelikte erken doğum riski yüksek olduğu için belli bir haftada akciğer geliştirici iğne vuruluyor ), daha erken dedi. İzne ayrılma zamanım geldiği için ve kendimi iyi hissettiğimden doğuma üç hafta kalana kadar çalışabilir raporumu da aldım ve annemlere gittik. Akşamı annemlerde geçirdik. Annemin ' senin karnın mı inmiş sanki ' deyişini hiç unutmam. ' Yok canım sana öyle geliyor ' dedim. Meğer eskilerin bildiği varmış gerçekten.
Bu arada tam 17 kilo almıştım, inanılmaz ödemim vardı, ellerimi yumruk yapmak için sıkamıyordum, dizlerimin ağrısından ölüyordum. Oturup kalkarken birisinin yardımı olmazsa kilitlenip kalıyordum. Arabadan inerken, arabaya binerken hep eşim yardımcı oluyordu. Ayak numaram 37' den 39' a çıktı. Yüzüm ay parçası gibi olmuştu.
Gece evimize döndük, hemen yattım. Saat 01.15 sularında inanılmaz tuvalet ihtiyacı hissederek ayağa kalktım ve aaaaaa olamaz idrarımı tutamıyordum. Suyum mu geliyor diye düşünmedim değil ama nedense su böyle bir anda FOŞ diye gelirmiş gibi düşünürdüm hep, koduramadım o yüzden. Hemen tuvalete koştum ve hafif bir kanamam olduğunu farkettim. Hamilileğimin başlarında da kanamalarım olduğu için alışkındım fazla korkmadım. Gelip tekrar uyumayı denedim. Yine tuvalet ihtiyacı duydum, ayağa kalktım ve yine kaçırdığımı sandım. Bu sefer yok bu sanırım idrar değil diye düşünmeye başladım çünkü hafif hafif sancılanmaya başladım. Hemen doktorumu aradım. Güven hastanesinde doğumdaymış. Sanırım suyum geldi diyince ' Eyvah' dedi :)) Kaçıncı haftadaydın sorusuna 30. hafta diyince ' Eyvah eyvah ' dedi ve çarpıntılarımı başlattı. 
' Hemen gelin ' dedi. Çantam bile hazır değildi. Bir torbaya elime geçen ne varsa doldurdum. Arabada sancılarım artmaya başladı, gözüm saatteydi. Sancıların sıklığı yavaş yavaş azalıyordu, üç dakikada bire düştüğünde eşimi panikletmemek için arabanın sağ üst kolunu ve dişlerimi sıkıyordum. 
Hastanede odaya alıp hemen serum taktılar ve NST' ye bağladılar. İşte o çok istediğim NST' ye nihayet bağlanmıştım. Doktorum NST' ye bakarak doğumun başladığını, serumdan verilen ilaçla doğumu durdurmaya çalışacaklarını, zaman kazanırsak hemen akciğer geliştirici iğneyi yapacaklarını söyledi. Bu iğnenin yapıldıktan sonra işe yaraması için 24 saat doğurmamam gerekiyormuş. Ne var ki sancıların sıklığını görünce muayene etti ve film orada koptu işte, gözleri dehşetle açılarak 5 cm açılmam olduğunu söyledi ve acil ameliyathaneyi hazırlayın bebekler geliyor diye bağırdı. Eşimle birbirimize baktığımızı hatırlıyorum. Esas film bundan sonra başladı. Bir hemşire boş küvezlerinin olmadığını söyleyince sanki benim sancılarım daha da arttı. Doktorum ordan oraya bağırıp duruyordu. Acil bir ambulans ayarlandı ve apar topar doktorumla Medicana Hastanesine doğru yola çıktık. Bu arada eşim gece yarısı olduğu için sadece kardeşimi aradı nolur nolmaz diye. Kimseye haber verememiştik.  
Doktorun söylediğine göre meslek hayatı boyunca ikinci kez ambulansa binmiş.Bizim çok atraksiyonlu bir çift olduğumuzu, aksiyonu bol bir hayatımız olduğunu düşünüyor kendisi, düğün gecesi gelinlik damatlıkla yaptığımız kazayı da bildiği için.
Eşim arabamızla Medicana Hastanesi' ne bizden önce vararak ortalığı birbirine katmış, hazır olun doğurmak üzere olan karım geliyor yolda diyerek. Nerden bilsin yolda Medicana ile görüşen doktoruma ellerinde yoğun bakım hemşiresi bulunmadığı için bizi kabul edemeyeceklerini söylediklerini ve bizim yarı yoldan rotayı Mesa Hastanesi' ne çevirdiğimizi. Sanırım 30 haftalık ikizlerimi kimse karşılamaya hazır hissetmiyordu kendini. Anneleri olarak ben bile hazır değildim ki. Daha doya doya karnımı gere gere alışveriş merkezlerinin X-Ray'lerinin kenarlarından dolaşarak geçememiştim, geceleri sağdan sola dönememeleri yaşamamıştım, yeter artık doğurayım diyecek kadar hamilelikten sıkılmamıştım, minnoşlarımın kaburgalarıma baskı yapmasını hissedememiştim, duruşmalara siz hamilesiniz sizi önce alalım diyaloglarını bile duyacak kadar hamile kalamamıştım. Çantam hazır değildi, bebek şekerlerim hazır değildi, kapı süsüm hazır değildi vs vs.
Neyse dağıtmayayım konuyu nerde kalmıştım? Yoldan eşimi cepten arayan doktorum Mesa' ya gittiğimizi söyledi. Bu arada benim sancılar doruk noktasında tabi. Hastaneye varınca açılmamın 7 cm olduğunufarkedince apar topar doğuma aldılar beni hemen. Arada hayal meyal kardeşimi gördüm. Ameliyathanede epidurali ne zaman yapacaksınız diye sordum. ( Normal doğumu çok istememe rağmen ikiz olduğu için riskli olacağını söyleyerek sezeryana ikna etmişti beni daha önce ) Vaktimiz yok bebekler gelmek üzere genel anestezi yapacaz dedi doktor. Çok istediğim birşey daha olmamıştı işte. Halbuki ben minnoşlarımın doğum anında ayık olmak her aşamayı görmek sonra da onları doya doya koklamak istiyordum. Ama her istediğiniz olmuyor maalesef.  Bebekler herşeyde olduğu gibi burda da kendi istedikleri doğrultusunda hareket ettiler.Ne zaman ve nasıl geleceklerine kendileri karar verdiler. 
Kolumdan bir iğne ve gözümü açtığımda odadaydım, eşim ve kardeşim yanımda ama bebeklerim koridorun öbür ucundaki yoğun bakım odasında. Tarih 23. 05. 2010 Pazar saat 03.35 - 03.36
Cihangir Bey' in söylediğine göre Alper keseyi patlatmış. Yiğit' in kesesi durduğu için Alper' i alıp Yiğit' i birkaç gün daha bekleteyim bu arada akciğer geliştirici iğne yaparım ne kadar içerde dursa kardır demiş önce ama sonra bu hastanenin ekibini çok tanımıyorum güvenemedim dedi. Bu arada üçüncüyü düşünürsem :)))) ve tek olursa beni normal doğurtabilirmiş bir iki saat içerisinde az daha doğuracaktın dedi.
Evet ne kötü ki hem doğum sancılarını çektim hem de sezeryan oldum. Kısmet böyleymiş demek ki.







Minnoşlarımı ilk görüşüm eşimin çektiği küvez fotoğrafları ile oldu. Sonra ayağa kalkabildiğim ilk dakika yoğun bakım odasına koştum ( daha doğrusu hızlı adımlarla yürüdüm ) Elim ayağım titreyerek Yiğit' in küvezine yaklaştım ve ne kadar küçük diye salya sümük ağlamaya başladım. Eşim sen bi de diğerini gör dedi. Alper Yiğit' ten daha da küçüktü. Her taraflarından kablolar, hortumlar sarkıyordu, minicik göğüs kafesleri minikliğinden beklenmeyecek bir hızla inip kalkıyordu mütemadiyen. Öyle küçük, öyle savunmasız, öyle korunmaya muhtaç, öyle miniktiler ki onları tekrar içime sokmak ve o korunaklı ortamda huzur içinde yaşasınlar istedim. Ağlama ağlamayı getirir ağlama dedikçe etrafımdakiler kendimi tutmaya çalışarak için için ağlıyor kimseye çaktırmadan boncuk boncuk gözyaşı döküyordum.
Nerden nerelere geldik, uzun ve meşakkatli bir yoldan geçtik. Yolumuz uzun devam ediyor ama en azından kötü günleri geride bıraktık. Çok şükür ki minnoşlarım sağlıkla gülücükler atıyorlar artık anne ve babalarına.
Oğluşlarım sayesinde anaların aslanı aslanların anasıyım ben artık... 


5 Kasım 2010 Cuma

5. AY KONTROLÜ



Bugün gecikmeli de olsa 5. ay kontrolümüz vardı. ( 23 Ekim' de 5 aylık olduk ) Doktorumuz Yiğit' in motor gelişimini 4 aylık, Alper' in motor gelişimini 3 aylık buldu.
  • Alper kafasını tam tutamıyor. Yiğit daha güzel tutuyor.
  • Alper yüzüstü yatışta yan dönmeye çalışıyor. Yiğit bunu henüz yapamıyor.
  • İkisi de ellerini önde kenetliyorlar, ama ikisi de ellerine henüz bakmıyorlar ( Bunun için kollarına çıngıraklı bileklik takmamızı tavsiye etti )
  • İkisi de ellerini hatta yumruklarını ağızlarına sokuyorlar.
  • Alper sürekli tavana ve ışıklara bakıyor. 0-3 ay arası normalmiş. Alper' in motor gelişimi 3 aylık olduğu için bunu yapıyormuş zamanla bunu bırakırmış.
  • İkisi de aynada kendilerine gülüyor.
Yavaş yavaş ek gıdalara başlıyoruz yarından itibaren. Program şöyle :
1.gün sabahla öğle arası bir elmanın dörtte birinin suyu kaşıkla içirilecek.
2.gün yarım elma suyu, 3.gün tam elma suyu, 4. gün tam elmaya küçük bir havucun dörtte biri ilave edilecek.
5. gün havuç yarıma çıkartılacak. 6. gün havuç tam olacak.
10. güne kadar tam elma tam havuç suyu. 10. gün sabah verilen meyve sularına ek olarak ikindi zamanı 1-2 tatlı kaşığı yoğurt verilecek. 6. aya kadar yoğurt mamadan mayalanacak. 6 ay bitince günlük sütten mayalanacak.
12. gün yoğurt yarım çay bardağına çıkarılacak.
14. gün bir çay bardağı yoğurt verilecek.
19-20 gün öğlen çorba verilecek. Bir küçük patates ve bir küçük havuç soyulup bütün olarak tencereye konur. İki tatlı kaşığı pirinç üzerine üç çay bardağı su eklenir. piştikten sonra iki tatlı kaşığı zeytinyağı eklenir. blender ya da süzgeçten geçirildikten sonra yarısı hemen içirilir. Yarısı bir sonraki gün öğlen içilmek için cam kavanozda buzdolabında saklanır. Ertesi gün benmari usulü ısıtılıp verilir.
21. gün bir elma cam rendede rendelenerek verilir. 22. gün elma püresine bir iki dilim armut suyu ilave edilir.
23-24.gün çorbaya yaz günü bir küçük kabak, kış günü bir kibrit kutusu kadar bal kabağı ilave edilir. 25. gün sabah yazsa yarım şeftali püresi, kışsa dörtte bir muz püresine yarım elma ya da armut suyu eklenerek verilir.
26. gün önceki gün verilen şeftali ise tama, muzsa yarıma çıkarılır. 27-28.gün çorbaya dört beş sap maydanoz ilave edilir. Piştikten sonra maydanozlar çıkarılıp atıldıktan sonra blenderdan geçirilir. ( Yeşil yapraklı gıdalar oksalat yüklü olduğu için 7,5 aya kadar sadece suları kullanılırmış )
29-30. gün çorbaya 3-4 sap ıspanak aynı şekilde ilave edilir.
İşte bir aylık program böyle.
Bebeklere 9 aya kadar günde en fazla iki porsiyon meyve verilirmiş. Ek gıda öğünleri anne sütünden 2-2,5 saat sonra verilmeliymiş. Anne sütü ise ek gıdadan sonra herhangi bir saat verilebilirmiş.
YASAKLAR
7,5 aya kadar yumurta sarısı, domates,mercimek
8 aya kadar brokoli, lahana, kuru fasulye, nohut, bezelye, mandalina
9 aya kadar tuz,şeker,balık,yumurta akı, portakal suyu, enginar, bamya, kereviz
1 yaşa kadar bal,süt,kivi,salça,baharat,çikolata,çilek,patlıcan
2 yaşına kadar kuruyemiş yasakmış.
Bu dönem gündüz uykularından ağlayarak kalkarlarmış çünkü rüya görürlermiş. El, ayak ve başları terlermiş. Tırnakları kırılırmış. Bu dönem huysuzlanır, mızıldarlarmış çünkü beyin emredermiş git o oyuncağı al, ona dokun vs. ama el kol bunu yapamazmış. bu yüzden her yere dokundurun bak bu masa, bu ayna,bu bardak diye söyleyin dedi doktor. Odada yanlız kalmak istemezler çıkmak zorunda kalsanız bile sesinizi duyurun rahatlatın dedi. Kucakta oturtun artık dedi. Yiğit' i kanepe köşesine oturtun önüne minder koyun üzerine ayna koyun baksın dedi. Yere yatırın bir kenardan kurmalı küçük yürüyen oyuncaklardan koyun izlesin zamanla dönerek onu yakalamaya çalışır dedi. Odalarında bebek çocuk sesleri dinletin internetten bulabilirsiniz dedi. Babayla karşılıklı oturun çocukları kucağınıza alın birbirinize ışıklı müzikli oyuncaklar, toplar gönderin dedi. Boy aynasının karşısında durun organlarını tanıtın işaret ederek dedi. 2 yaşa kadar TV yasak. Bu dönem gündüz uykuları 45 dakika ile 2,5 saat arası olur bu süreyi geçerse uyandırın dedi. Artık gazını çıkartmaya uğraşmayın dedi.
3-6 ay arası saçlar dökülür, 6 aydan 2 yaşa kadar tekrar çıkar dedi.
Diş etleri aşırı büyür dedi. Bunun sonucunda, salya artar, salya öksürük yapar,ağız çevresi kızarır, yumruklarının yemeye çalışırlar, elleri kulaklara ve saçlara gider çekiştirirler. Bunlar normaldir dedi. Hastalandı, orta kulak iltihabı oldu sanmayın dedi.
İşte böyle aklımda kalanlar...

3 Kasım 2010 Çarşamba

ANNE SÜTÜ MÜ ? MAMA MI?

Son iki gündür minnoşlarımdan Yiğit emmek istemiyor. İlk başlarda Alper doğru düzgün ememezken Yiğit çok güzel emerken şimdi durum tersine döndü. Zaten doğru düzgün emziremiyorum. Sağdığım sütleri biberonla veriyorum en azından günde bir iki kere emzirmeye çalışıyordum ve emdiklerinde çok mutlu oluyordum. Şimdi Yiğit iki gündür hiç emmiyor. Biberonla sağdığım sütümü alırken de nazlanmaya başladı. Ve günde bir öğün tok tutsun da uzun uyusunlar diye verdiğimiz mamaya ( confirmil 1 )saldırmaya başladı. 
Hep duyardım mamaların içine bebekler sevsin hatta bağımlılık yapsın diye katkı maddeleri koyuyorlar diye acaba gerçekten doğru mu? Bu şüphe insanı mahvediyor. Ama kilo alımı durma noktasında olduğu için mecburen birşeyler vermem gerekiyor. 
Öte yandan 2 yaşına kadar emzirme isteğimi yerine getiremeyeceğim sanırım. Olumsuz düşünmek istemiyorum ( secret felsefesi gereği ) ama yine de bunu başarabilmiş ikiz anneleri var mı merak ediyorum. Kaldı ki bu emzirme olayını mükemmel annelikle bağdaştırmaktan da vazgeçmeliyim sanırım. Öyle ya, bebeğini 2 yıl emziren anne de 2 ay emzirmiş ya da hiç emzirememiş anne değil mi ? Ama sanırım bu fikriyatta olmamın sebebi, annemle ergenlik dönemim boyunca yaşadığımız her gerginlikte, her problemde, annemin, ' Zaten bebekken de hiç emmedin beni, o yüzden anlaşamıyoruz, o yüzden aramız böyle soğuk ' şeklindeki serzenişleri. Sürekli bu söylemlere maruz kalınca haliyle insan etkileniyormuş demek ki. Emzirmek annelere bahşedilmiş öyle bir nimet ki hikmetinde sual olunmaz diyip ne olursa olsun emzirme, her koşulda emzirme takıntısına kaptırıveriyor insan kendini ve maalesef durumlar istediği gibi gitmeyince de hezimete uğruyor. Takıntı tesbitimi yaptım da gördüğünüz gibi, tedavi tavsiyem yok henüz. 
Ne diyeyim herkese ve tabi kendime de bol emzirmeli günler dilemekten başka birşey gelmiyor şu an elimden.