Evveettt, geldik arkadaşlarla kutlanan ikinci doğumgününe. Bu kutlama biraz daha atraksiyonlu oldu. İlk olarak parti konseptimizi uğur böceği olarak belirledim. Onlar benim uğur böceklerim.:)
Süslemelere uğur böceği konseptli ilaveler yaptık haliyle. Bu arada sokak kapımıza astığımız "parti burada" afişimizin resmini çekmeyi unutmuşum şimdi farkettim.
Üzerinde uğur böceği minnoşlarımın resimleri olan davetiyeler hazırlattım ve netten herkese gönderdiğim gibi , hatıra olsun diye baskı olarak da herkese verdim.
Yine konseptimize uygun olarak üzerinde uğur böcekleri olan buzdolabı magnetleri hazırlattım.
Bu magnetleri misafirlerimize dağıtılmak üzere yine uğur böceği şeklinde aşağıdaki masa üstü kağıt tutucusuna sıkıştırdım.
Kayınvalidemin el emeği olan banyo liflerini gelen arkadaşlarımıza çocuklarının çeyizine kaldırmak üzere hediye ettik :)
Minik misafirlerimize küçük hediyeler hazırladım. Erkeklere araba, hanımlara takı seti :)) hepsine uğurböcekli içinde minnoşlarımdan teşekkür notu olan boyama kitabı ve balonlar hediye ettik.
Annelerine çanta askısı, ( Bu arada bu çanta askısı baya geyik konusu oldu, kimse bilmiyormuş ne işe yaradığını, ne olduğunu anlamaya çalıştılar uzun bir süre, uygulamalı olarak anlattım tabii :))
Bütün hediyelerimizi minik çantalarda dağıttık.Bu çantaları da Tunalı'da bir pasajdan aldım.
Küçük bir çekiliş yaptık ve aşağıdaki resimde görünen uğurböcekli konseptimize uygun şemsiyeyi çekiliş talihlilerimiz iki kardeş Adoşumuz ve Ceren' imize hediye ettik.
Gelelim menümüze,
Ispanaklı, peynirli ve kıymalı kol böreği
Mercimek köfte
Kek
Domates böreği
Cevizli poğaça
Zeytinyağlı yaprak sarma
Zeytinyağlı kuru biber dolması
İrmik tatlısı
Tarhana tatlısı
Uğur böcekli kurabiyeler ve tabi ki uğur böcekli pastamız
Kurabiyelerimiz ve pastamız www.sibelintarifdefteri.blogspot.com' dan.
Gerek görünümü, gerek lezzeti harikaydı. Misafirlerimiz bayıldılar. İkişer tabak yiyenler oldu. Görüntüsüne internette gördüğüm ilk dakikada vurulmuştum ve doğum günü konseptimi uğur böceği yapmama sebep olan birbirine bakan bu şirin iki uğur böceğidir zaten :)) Tadı nasıl olur diye endişelerim vardı ama inanılmaz lezzetliydi. Kendisi de bir ikiz annesi olan Sibel Hanım' ın bir kez daha ellerine sağlık.Ayrıntılara bakar mısınız? Ne kadar özenilmiş. Mumlukların bile uğur böceği şeklinde oluşuna bayıldım.
Veeee biz
Gelen ve bizi yanlız bırakmayan tüm arkadaşlarımıza ve getirdikleri hediyelere çok çok teşekkür ederiz
Vvee nihayet
Neredeyse üzerinden 1 ay geçti ama ilk doğumgünümüz hakkında yazacak fırsatı anca buldum.
İlk doğumgünümüz için onca araştırmadan ve hazırlıktan sonra çok güzel iki kutlama yaptık minnoşlarıma.
İlki aileyle tam gününde yani 23 Mayıs 2011 tarihinde, ikincisi arkadaşlarla 28 Mayıs 2011 tarihinde. Önce aileyle olan kutlamayı anlatayım.
Hafta içi akşam iş çıkışı olduğu için ve ailemiz işten çıkıp geleceği için menümüz yemekli olarak belirlendi. Annemin yaptığı fıtçın( Bir çerkez yemeği ), kayınvalidemin yaptığı domates böreği ve teyzemin yaptığı zeytinyağlı yaprak sarması ve kuru biber dolması afiyetle yendi. Hepsinin ellerine sağlık :))
Minnoşlarım o kadar yakışıklılardı ki misafirlerimizin öpücük bombardımanına maruz kaldılar
Veee pastamız : bu pastamızı Butikek' ten sipariş verdik, tadı ve görünümü son derece güzeldi.
Büyük teyzemiz ve büyük dayımız :
Babaanne ve dedemiz :
Dayımız ve yengemiz :
Anneanne ve dedemiz :
Misafirlerimize minnoşlara aldıkları birbirinden güzel hediyeler için ve bizi yanlız bırakmadıkları için çok teşekkür ediyoruz. Bu arada taaaaaa İstanbullardan Cansel Teyzemiz ve minnoşlarımın kankası Kuzey üzerlerinde minnoşlarımın isimleri yazılı olan iki bornoz göndermiş çok beğendik.
Nice mutlu, sağlıklı, birlikte, uzuuuuun senelere bebeklerim, sizi çok seviyoruz.
Yukarıdaki resim, ayakta dolaştırılmak için bas bas bağıran, ayaktaki kimseyi pas geçmeyen ve ayakta birini yakaladıkları anda asla oturtmayan iki veledi taşımaktan bitap düşmüş, fıtığı azmış babanın bulduğu icat üzerine çekilmiştir.
1 yaş itibariyle minnoşlarda iki diş var artık. Yiğit' in ikinci dişi üstten, Alper' in ikinci dişi alttan çıkan ilk dişin yanından geldi. Yiğit kronolojik 1 yaş, düzeltilmiş 10 ay itibariyle sırttan yüze, yüzden sırta dönmeye başladı. Biraz geç kalmadın mı be yavrum ?
Alper, müzik eşliğinde oynamaya, gel gel demeye, işaret parmağını aniden kaldırıp sözlüye kalkmak için heyecanlanan çocuklar gibi ısrarla havada tutmaya başladı. Allah bir diyince süratle işaret parmağını havaya kaldırıyor minnoşum ve annesi de hemen o parmağı ısırıyor tabi. Her ikisi de alkış diyince alkışlıyor. Yiğit üüüüüü,üüüüüüü şeklinde garip seslendirmeler yapmaya başladı dudaklarını büzerek, Alper' de sevincini, kızgınlığını naralar atarak göstermeye. Emekleme yok, yürüme yok henüz. Kollarından tutunca dik durarak basmaya başladılar, yine tutulunca bir iki adım atıyorlar ama o kadar.
11. ayda ( bizimkiler düzeltilmiş 10 aylık ) bebekler tutunup kalkabilir, sıralayabilir, tay tay durabilirler, yattıkları yerden kalkıp oturabilir, emeklerken oturur, otururken emeklemeye başlayabilirler. Bir eliyle tutunup diğer eliyle yerden bir obje alabilirler. Koltuktan ters inebilir, öğrendiği kelimeleri unutabilirler. Bunların hepsi kaba motorla ilgili.
Biz kaba motorlarda daha zayıfız, ince motorları daha iyi yapabiliyoruz. İnce motor becerisi olarak iki cismi birbirine vurur, cismi yere atıp arkasından bakar, parmağın gösterdiği yere bakar, tek parmakla basar ( çalıştırmak için hesap makinesi, lap top, eski klavye, telefon ve kumanda vermeliyiz ellerine ), dansedeni taklite başlarlarmış. Hepsini yapıyor bizimkiler.
Farklı 3-4 konuda 2 soruyu arka arkaya sorunca doğru yanıtlarlarmış. Mesela, anne nerde diyince anneye, baba nerde diyince babaya bakarlar( hemen arkadan mesela anane nerde diyince cevaplayamazlarmış ama maksimum 2 soru ), süt nerde diyince memeye veya biberona, mama nerde diyince tabağa, kumanda nerde diyince kumandaya, top nerde diyince topa bakarlarmış. Al komutunu anlar ve yapar ama ver komutunu yapamayabilirlermiş.
Daha önceleri mesela topu atıp arkasından bakmıyorlardı, onlar için top atılınca dünyalarından çıkmış oluyordu, şimdi attıktan sonra arkasından bakmaya başladılar. Nereye gittiğini takip etmek istiyorlar. Şimdi onları şaşırtma zamanı. Küçük zıplayan toplardan alacağız yere attığında yerde sabit kalmayıp tekrar yükseleceği için çok şaşıracaklarmış. Aynı şekilde hacıyatmaz balonlara tekme atıp yere yatırdıklarında tekrar geri geleceği için çok şaşıracaklar, balon makinası alacağız sürekli baloncuklar çıktıkça çok ilgilerini çekermiş.
Pilates topu aldık üzerine karınlarının üstüne bebeleri yatırdık yavaş yavaş hareket ettirdik çok hoşlarına gitti. Uçan balonlar aldık, ipini ellerine verdik ipi bıraktıklarında balon uçunca bunu birkaç kez yaparak neden sonuç ilişkisini kavrayıp ipi bırakınca balonun gittiğinin farkına varıp ipi bırakmamaya başladılar.
Buraya bir kuş konmuş oyunu oynuyoruz, ritim tutup aynısını yapmalarını bekliyoruz.
1 yaş oldukları için kan ve idrar testi vereceğiz. Demir damlası dişleri boyamaya başlamış o yüzden 10 damla ferrasanoldan ferruma geçtik. 4'er damla veriyoruz. Polivite şimdilik devam, kan sonuçlarına göre bakacağız duruma. Bu arada sağlık ocağında 1 yaş aşılarımızı da olduk.
Alper' in kolundaki hemanjiyom ( yaz geldiği için kısa kollu giydirdiğimde dikkatini çekiyor ve koparmaya çalışıyor korkuyoruz ) için çocuk cerrahı Rahşan Hanım' a gittik Güven Hastanesi'nden. Rahşan Hanım çok tatlı bir doktor, çok güzel izahat veriyor uzun uzun anlatıyor, gitmişken sünneti de konuştuk. Hemanjiyomların 1 yaşından sonra % 80' i kendiliğinden kayboluyormuş o yüzden bekleyelim seneye ilkbaharda bakalım kaybolmamışsa sünnetle birlikte yaparız dedi.Bu arada korktuğumuz kadar bir kanama olmazmış, sızıntı şeklinde bir kanama olurmuş, hemen üzerine bastırın kan durunca bepanthen sürün doktora gösterin dedi.
Soldaki resimde hastanedeyiz, küvezde çekilmiş fotolarını bulamadım minnoşların. Bu resim, tahminen doğumdan 2-3 hafta sonra, ziyarete gittiğimiz zamanlar kısa süreliğine kucağımıza verdikleri anlardan biri.
Sağdaki resim de, doğumdan bir ay sonra, Alper eve geldikten 5, Yiğit eve geldikten 3 gün sonrası.
Ve bu kadar büyüyeceklerini hayal bile edemediğim mucizelerimin 1 sene sonraki halleri :
RABBİM SANA ŞÜKÜRLER OLSUN.
Bugün çok duygusalım. Gözyaşlarım göz pınarlarıma yapışmış bekliyor, her an bağımsızlıklarını ilan edip aşağılara süzülebilirler. Dile kolay tam 365 gün !
365 gün önce bugün, 29+6 haftalık bir hamile olarak son zamanlardaki şişlik, ödem, ağırlaşma şikayetlerim devam ederken yarın küçük mucizelerimi kucağıma alacağım ( pardon benden ayrılıp küveze konacakları ) aklıma dahi gelmezdi. Her zamanki gibi bir gündü işte, geri sayım devam ediyordu.
365 gün önce bugün, aklımda, araştırmaktan bir türlü karar veremediğim bebek şekerleri ve kapı süsünün ne olacağı düşüncesi,
365 gün önce bugün, iç ses : " bu hafta hastane çantamı hazırlarım artık "
365 gün önce bugün, hala işe gelip giden ve çalışan bana ait iç ses : " bir kaç hafta sonra artık evde kalmaya başlarım ve eksiklerimi tamamlarım nasıl olsa "
365 gün önce bugün, hala içimde normal doğum yapmaya dair bir istek ve doktorumu buna ikna edebileceğime dair bir inanç,
365 gün önce bugün, normal doğum yapamazsam bile epiduralli sezeryan yaparım boşver diyişim, önemli olan o ana, minnoşlarımın doğuşuna şahit olmak, onlarla göz göze gelmek, kokularını içime çekmek şeklinde kafamda dolanan düşünceler, dilime dolanan sözcükler,
365 gün önce bugün, hayalimde, ikisini de getirip yanağıma değdiren hemşirenin gülümseyişi, minnoşlarımın benim gözyaşlarımdan ıslanan yanakları,
365 gün önce bugün, iç ses : " insan anne olmaya ne zaman hazır hisseder acaba kendini, sanki ben daha hazır değil miyim ne ? "
Sen misin kendini hazır hissetmeyen, minnoşlarım biz hazırız bile çoktan dediler ve içerden çıkmaya karar verdiler.
Ne hastane çantam hazırdı, ne bebek şekerim, ne kapı süsüm, ne de ben kendim.
Ne kocam hazırdı, ne " Dün gece doğum gerçekleşti hastanedeyiz " diye sabahın köründe verilen habere, " Ee biz ne yapacağız şimdi " diye şaşkınlıkla cevap veren babam, ne de aynı habere " niye " diye abuk bir soruyla karşılık veren kayınvalidem.
Ne normal doğum yapabildim, ne de epiduralli sezeryan.
Ne doğumlarına şahit olabildim, ne koklayabildim, ne öpebildim.
Kucağım bomboş evimize döndük, bir ay boyunca sabah akşam hastaneye taşındık, her ziyaretimizde gözyaşlarımı tutamadım, her eve dönüşlerimizde içimden bir parçayı orda yoğun bakım odasında bıraktım, gece gündüz minnoşlarımın ağlamaları yerine mekanik bir motor sesiyle onlara süt yetiştirmeye çalıştım.İçtikleri bir damla sütün dahi kaydını tuttum. Damlalar çoğaldıkça hem minnoşlarımla hem de ne gariptir ki kendimle gurur duydum.
Alper hastanede babasının kucağında ağzından burnundan fışkırtarak ilk kustuğunda ve nefesi kesildiğinde, normal odaya geçtiğimizde Yiğit kucağımda biberonla beslemeye çalışırken nefes almasının durması ve morarmaya başlaması üzerine yaşadığımız korkular, bu korkular üzerine onları eve götürmek istemeyişim, kendime olan güvensizliğim, onlara bakamayacağıma dair içimdeki kuruntular, vesveseler. Evde özellikle Yiğit' i beslerken bir gözüm palsoksimetrede kulağım aletin alarmında içimden ettiğim dualar, her alarm ötüşünde Yiğit' i kendine getirmeye çalışırkenki kalp çarpıntılarım,durum normale döndüğünde tutmayan ellerim, dizlerim. Mütemadiyen hissettiğim onlara bir şey olacak korkusu ( Gerçi bu korku hiç bitmiyor, annelik sürekli edilen ' Allahım acılarını gösterme, onları elimden alma ' dualarıymış, öğrendim )
Yiğit' in başında tuttuğumuz nöbetler ( evet itiraf ediyorum : nöbet sırası bendeyken uyuyup kalmamak için internetten izleyerek bitirdiğim Lost dizisi :))
Çok çok zor günlerdi Allah bir daha yaşatmasın...
Neticede hiçbir şey planlandığı gibi olmuyormuş, minnoşlarım herşeylerini kendileri belirlediler.
Neticede, sonu iyi biten her şey iyidir değil mi ? Neticede hayatta hiçbirşeyin garantisi yok değil mi ? Zamanında doğan bebişler hastalanmayacak diye bir garanti mi var öyle değil mi ?
Allahıma şükürler olsun ki zor günler geride kaldı.
Hep hayalini kuruyordum nasıl bir anne olacağımın ama bu kadar muhteşem bir duygu olacağını hiç düşünmemiştim.Karnımda minnoşlarımı severken sevgi buymuş işte dedim. Sonra onları küvezde ilk gördüğümde hamileyken hissettiğim neymiş ki asıl sevgi bu dedim. 365 gün sonra bugün anladım ki annelik sevgisi asla sabit bir ölçüde olamaz, bunu ölçecek bir birim de yok. Çünkü ben her geçen gün bir gün öncekinden daha da çok seviyorum kuzularımı, daha da çok aşık oluyorum bakışlarına, gülüşlerine. 1 yıl sonra bu haldeysem 20 yıl sonraki halimi düşünemiyorum.
Küçük mucizelerim, bu 365 günün her bir gününde bana hayatla, bana kendinizle, bana kendimle ilgili yeni bir şeyler öğrettiniz. Cesur yüreklerim, bana mücadeleyi, inanmayı, beklemeyi, sabretmeyi ve şükretmeyi öğrettiniz.
İyi ki doğdunuz, iyi ki anne baba olarak bizi seçtiniz