Bu Blogda Ara

15 Ağustos 2012 Çarşamba

26.AY DOKTOR KONTROLÜ





Bu kontrolümüzde genel muayeneyeden sonra, geçen kontrolümüzde de üzerinde durduğumuz kriz konusu üzerine konuştuk.
2-3 yaş arası çocuklar neden krize girerler : 
  • Zamanı bilmezler
  • Soyut kavramdan anlamazlar
  • hafıza zayıftır
  • enerjileri çoktur
  • Arkadaş isterler
  • Mantıkları yoktur
  • Neden kuralı anne-babanın koyduğunu sorgularlar
  • Anne-babaya muhtaç olmak istemezler, bu fikir onları gerer
  • Doğaları gereği inattırlar
  • Sabır yoktur
  • Sıra bekleyemezler
  • Anne-babanın boylarını kıskanırlar
  • Söz veremezler
  • İkna edilemezler
Fazla krizle karşılaşmamak için neler yapılabilir
  • enerjilerini deşarj edin ( Bkz. daha önce yazdığım aktivite yapılacak yer önerileri )
  • İş yaptırın
  • Kendim yapıcam dedikleri şeylere izin verin
  • Küçülün onların boyunu uzatın
  • Seçenek verin ( sadece 2 seçenek olmalı, mesela ıspanak mı yemek istersin, taze fasülye mi ? Yemek zaten yenecek, sen hangisini istiyorsun havası verilmeli)
  • Direktiflerden kaçının
  • Fikrini sorun ( tatlım, sence mavi bluzum mu bana daha çok yakışıyor, sarı bluzum mu ? hangisini giyeyim? )
  • Yanıtının hayır olduğunu bildiğiniz şeyleri sormayın (Parkta oynuyor, tam anlamıyla havasında, tatlım eve gidelim mi ? yerine tatlım, 5 kez daha kayacaksın, sonra eve gidiyoruz, 5 kezin sonunda kesinlikle eve gidin tutarlı ve kararlı olun)
  • yanıtının evet olduğunu bildiğiniz soruları bol bol sorun, çünkü bu devirde en çok duyacağınız kelimeler ııhhh, olmaz, değil, hayır, yok, yapmayacağım....
  • ikna etmeye çok vakit harcamayın
  • söz verdirtmeyin
  • özür nadiren diletin (sürekli özür diletildiğinde laçkalaşıyormuş, misal, bardağı bilerek yere atıp kırıyor ve sonra özür dilerim diyormuş dalga geçer gibi ) 
  • Doktorumuz çocuk psikoloğu veya pedagogu olmadığı için ceza önermediğini söyledi, doğal olun, kızıyorsanız kızın, kızdığınızı saklamayın, sözü unuturlür, ama yüz ifadenizi unutmazlar, kızıyorsanız yüzünüzden anlaşılsın dedi.     
Kriz iki türlü olabiliyor :
1-Hayır demeden : Mini ergenimiz şefkat ve ilgi istiyor demektir, istediğini verin, sevin, öpün, sarılın.
2- Hayır denildiğinde : Tavrımız farklıdır. Bu da iki yerde olabilir 
     * Evde
       Tatlım ağlaman bitince gel, ben mutfaktayım. % 100 gelecektir. 
  • Susarak gelirse olayı irdelemeyin, hiçbirşey söylemeyin ve hayata kaldığı yerden devam edin.
  • Ağlayarak gelirse, tatlım ağlayınca anlayamıyorum seni, susunca konuşalım. Yaşx 1 dakika mola. Bu sürede konuşmayın, işinizi yapmaya devam edin. Moladan sonra sakince bir iş yapmasını isteyin.( bardağı masaya koyar mısın ) Ağlamaya devam mı ediyor ? 2. mola, sonra tekrar iş isteyin. Yine devam ederse tatlım benim boyum yetişmiyor, kucağıma gel, yukarıdaki rafta tuzluk var mı bak bakalım bir. sonra arkasından sarılın ve sevin. 
     * Sokaklarda : bunu da iki tip olarak ayırabiliriz :
  • Emniyetli yerde : Tatlım ben gitmek zorundayım, sen de gel istersen diyip yavaş yavaş yürümeye başlayın.
  •  Emniyetsiz yerde: Kolunuzun altına alın ve yürüyün. Yaş x 1 dakika sonra yani bizimkilere göre 2-3 dakika sonra indirin ve yardım isteyin ( misal şu poşeti taşımama yardım eder misin?)
Bu konu bittikten sonra 2. yaş için daha önce yaptırmadığımız kan tahlillerini istedi doktorumuz Hanım, demir depoları, kolesterol, trigliserit, şeker, tiroid hormonları, tam kan sayımı vs. Yaptırıp göstereceğiz sonuçları. Bu arada hepatit a geçirip geçirmediklerine de bakılacak kandan. Geçirmemişlerse hepatit a aşısını yaptıracağız. Bazen bu yaşa kadar geçirmiş oluyorlarmış bebekler. Geçirmişlerse zaten ömür boyu bağşıklık kazandıkları için gerek yokmuş aşıya.  
Kapanışı Yiğit' ten bir şarkı ile yapmak istiyorum :

video


ÖPÜCÜK HASTALIĞI


 
Zamane hastalıklarından birine yakalandık maalesef. Çok şükür iyileştik artık iyiyiz ama başına gelenlere belki biraz faydam olur diye bahsetmeden geçemedim. 
ENFEKSİYOZ MONONÜKLEOZ NAMI DİĞER ÖPÜCÜK HASTALIĞI  
Komik bir ismi var di mi ? Duyanlar şaşırıp kalıyorlar. Doktor latincesini ilk söylediğinde haaa? demişim. Tercümesini yaptı hemen, öpücük hastalığı. İlk duyduğumda öpeyim de geçsin demek istedim ama doktor tuhaf karşılar diye içimde tuttum tabi bu beyanımı :) Sonra kendi kendime dedim ki acaba sürekli birilerini öpme ihtiyacı mı hissediliyor bu hastalıkta ? Eğer öyleyse benim için mahzuru yok minnaklarken zaten gelsin habire beni öpsünler ama ergenlikte geçsin mümkünse. Önüne geleni öpen bir ergen erkek annesi olmak istemem şahsen. Kızgın kız babaları ile muhatap olmak hoş olmasa gerek. Neticede benim bu parlak tahminlerim tutmadı tabii ki. Bu hastalığa sebep olan Ebstain barr (EBN) virüsü tükürükle bulaştığı için bu isim verilmiş meğer.  
Bu seferki başrol oyuncumuz Yiğit. Her şey bir akşam babamızın Yiğit'in boynundaki şişliği farketmesiyle başladı. Boynunun sol tarafında ama arkaya ensesine doğru bir yerde oldukça ciddi bir şişlik vardı. Elimle kontrol ettiğimde elimin altında oynayan bezeleri farkettim. Lenf bezlerinin şişmiş olabileceğini düşünsem de endişelerime mani olamadım. Aile efradının kabakulak olabilir mi sorusuna olumsuz baktım, hiç görmedim ama sanki kabakulakta daha çenenin altına doğru önlere doğru hatta yanakla birlikte şişlik olurmuş gibi geldi, nitekim doktor da aynı şeyleri söyledi. Neticede doktora götürdüğümüzde kanda CRP ve Sedimantasyon yüksek çıktı viral bir enfeksiyon geçiriyor denildi. Başka hiçbir belirti yoktu. Ertesi gün ateş başladı ve bir hafta boyunca ateş düşürücülürle inip çıkan bir ateş tablomuz oldu. Buna ilaveten boğaz bademcikler tamamen iltihaplandı ve zaten çok az yiyen Yiğit ağzına lokma sürmez oldu, iğne ipliğe döndü yavrum, süzüldü resmen. Tabi bu arada inanılmaz huysuz, hırçın bir çocuk oldu. Eskiler derlermiş ya çocuğun hasta olduğuna yanmam, huyunun değiştiğine yanarım diye. Aynen öyle.
Ateş ve boğaz enfeksiyonu sırasında tekrar kan verdik ve EBN pozitif çıktı : Öpücük hastalığına yakalanmıştık.Muayenede dalakta ve karaciğerde büyüme farkedildi. Kasıklardaki ve koltuk altlarındaki lenf bezlerinde de şişme vardı. Viral bir enfeksiyon olduğu için hiçbir ilaç, antibiyotik verilmedi. Kendi seyrine bırakıldı ama kontrole gidildi. Neticede çor geçen günlerden sonra nihayet iyileştik. Şişlikler ve organlardaki büyüme bir süre daha devam edermiş, bir ay sonra tekrar kontrole gideceğiz. İşin tek güzel tarafı artık bu hastalığa karşı ömür boyu süren bir bağışıklık kazanmış olduk ve bağışıklık sistemimiz güçlenmiş oldu. Demek ki neymiş : hastalıklarda bile işin iyi tarafını görmeye çalışmak en iyisiymiş.