Bu Blogda Ara

ikiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ikiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2012 Salı

DİLLERİ BİR ÇÖZÜLSE


 İkizler tek bebeklere göre geç konuşurlarmış diye okumuştum bir zamanlar bir yerlerde. Çünkü kendi aralarında bir dil oluştururlarmış ve başkasına ihtiyaç duymazlarmış. Şu videoyu belki seyretmişsinizdir bir yerlerde :

Gerçekten çok komikler.  
Bizimkilerin cephesinde de durum pek farklı değil.  Öncelikle aynı bu videodaki çocuklar kadar olmasalar da hiçbir şekilde anlamadığımız bir dil konuşuyorlar aralarında ve kendi kendilerine oynarken.  Mesela Alper' in telefonu kulağına dayayıp karşısında biri varmış gibi bir konuşması var aralarda özneleri anlıyorsunuz Aaper, maanne, dede, annee, baabbba gibi ama geri kalan hiçbir şeyi anlamıyorsunuz. 
Onun dışında bizimle konuşmaya gelince tek tek kelimeler son sürat gidiyor, papağan gibi ne söylerseniz tekrar ediyorlar. Yavaş yavaş cümle kurmaya da başladık.
26. ay itibariyle, kelime haznemiz :
daha önceden beri söylediklerini paylaşmıştım, anne, baba, dede, anane, maanne, hatce anne (işlerine gelince bişey isteyecekleri zaman Hatce anne, yoksa sadece Hatce), amma, ma (su-farsça biliyor benim veletler), meme, mama
bunlara ilaveten
Süt içmek istediğinde gurk gurk diye garip bir ses çıkarıyor Yiğit. Sanırım Pepee nin süt içerken boğazından çıkan ses :) Ama düt düt de diyor arada sırada.
biye(kurabiye),aamut (armut), piiiiav (pilav),muu (muz), anneee gak(anne kalk), Şiya( pepee'deki şila),
gargooo( kargo-anne kişisi tam bir internetten alışveriş canavarı olduğu cihetle, o kadar çok kargo geliyor ki eve ilk söyledikleri kelimelerden biri olması kaçınılmazdı),
Koa(Koray),Niya(Nihan) bazen direk isim bazen isimle birlikte sıfat (Koa baba, Niya anne, Hatce anne), İpii(İpek-Kocişin kuzeninin bizimkilerle yaşıt kızı, İpiiiii diye diye peşinden ayrılmadılar, aşık mı oldular ne ? ), duu (duru)
Çine Aaper haammm (sinek Alper' i ısırdı)
Pii(Pil-oyuncaklar kadar pil olduğu için evde öğrenmeleri kaçınılmazdı),
Ayoo(Telefon),Amma(amca),yayı(dayı),yiye(yenge),tiyze(teyze), caa(çay),
maanne caa bitti (babaanne çay bitti)
anne ma bitti ( anne su bitti)
on(bildiğiniz on sayısı :))), yimi(yirmi= ona on ekleyince kaç sorumuza cevap),otuuu(otuz= yirmiye on ekleyince kaç sorumuza cevap, Pepee sağolsun), ghırk ( kırk=otuza on ekleyince kaç sorumuza cevap), elli, bi(bir),itii(iki, sonunu niye bu kadar uzatıyorlar anlamış değilim),ücü(üç), döt(dört), be(beş),atı(altı),yedi,sikiz(sekiz),dokuzu bizim söylememizi bekleyip birden on diye bağırıyorlar,
gooo(topa ayakla vuruş ve gol diye bağırış), diniii(deniz)
chakşi(taksi, bunu yeni söylemeye başladı Alper, önceden nerde taksi görse maaammmiiii diye çığlık atıyordu, bir anlam verememiştim),bu arada maviye de mammiiii diyorlar. ( bu durumda sarı taksiye mavi mi demek istiyor? Amacı nedir ?bilmiyorum )
yolda bizim arabadan görünce aannnııı diye bağırıyorlar.(aynısıymış :)) aynı renk iki eşya yakalayınca veya aynı rakamdan iki yerde görünce önce rakamları söyleyip döt döt aannııı diye bağırıyorlar,
Tartıya çıkıyorlar kaç kilosun diye soruyoruz bizden duymuşlar ooii (12) diye bağırıyorlar.
Arabada pepee, neşeli penguenler seyrediyorlar. Bunların içinde de favori bölümleri var.İstemedikleri bir bölümü açınca "bu diill" diye bağırıyorlar. 
Aklıma gelenler bunlar.


7 Kasım 2010 Pazar

DOĞUM HİKAYEMİZ

Aslında belki açılışı böyle yapmak gerekiyordu ama ne yalan söyleyeyim demek ki hazır değilmişim, hep erteledim. Bugün içimden yazmak geliyorsa demek ki zamanı gelmiş.
22 Mayıs 2010 günü sabahı 30 + 0 haftalık rutin kontrolüm için doktorum Cihangir ÇAKICI' nın muayenehanesindeydim. Herşey normaldi. İçime mi doğdu bilmem, ısrarla NST' ye girmek istedim ( ara ara kramplarım olduğu için endişeliydim ), gerek yok başka belirti olmadığı için bunlar yüksek ihtimal yalancı kasılma, daha sonra bağlayacağız dedi, akciğer geliştirici iğne vursak mı dedim ( ikiz gebelikte erken doğum riski yüksek olduğu için belli bir haftada akciğer geliştirici iğne vuruluyor ), daha erken dedi. İzne ayrılma zamanım geldiği için ve kendimi iyi hissettiğimden doğuma üç hafta kalana kadar çalışabilir raporumu da aldım ve annemlere gittik. Akşamı annemlerde geçirdik. Annemin ' senin karnın mı inmiş sanki ' deyişini hiç unutmam. ' Yok canım sana öyle geliyor ' dedim. Meğer eskilerin bildiği varmış gerçekten.
Bu arada tam 17 kilo almıştım, inanılmaz ödemim vardı, ellerimi yumruk yapmak için sıkamıyordum, dizlerimin ağrısından ölüyordum. Oturup kalkarken birisinin yardımı olmazsa kilitlenip kalıyordum. Arabadan inerken, arabaya binerken hep eşim yardımcı oluyordu. Ayak numaram 37' den 39' a çıktı. Yüzüm ay parçası gibi olmuştu.
Gece evimize döndük, hemen yattım. Saat 01.15 sularında inanılmaz tuvalet ihtiyacı hissederek ayağa kalktım ve aaaaaa olamaz idrarımı tutamıyordum. Suyum mu geliyor diye düşünmedim değil ama nedense su böyle bir anda FOŞ diye gelirmiş gibi düşünürdüm hep, koduramadım o yüzden. Hemen tuvalete koştum ve hafif bir kanamam olduğunu farkettim. Hamilileğimin başlarında da kanamalarım olduğu için alışkındım fazla korkmadım. Gelip tekrar uyumayı denedim. Yine tuvalet ihtiyacı duydum, ayağa kalktım ve yine kaçırdığımı sandım. Bu sefer yok bu sanırım idrar değil diye düşünmeye başladım çünkü hafif hafif sancılanmaya başladım. Hemen doktorumu aradım. Güven hastanesinde doğumdaymış. Sanırım suyum geldi diyince ' Eyvah' dedi :)) Kaçıncı haftadaydın sorusuna 30. hafta diyince ' Eyvah eyvah ' dedi ve çarpıntılarımı başlattı. 
' Hemen gelin ' dedi. Çantam bile hazır değildi. Bir torbaya elime geçen ne varsa doldurdum. Arabada sancılarım artmaya başladı, gözüm saatteydi. Sancıların sıklığı yavaş yavaş azalıyordu, üç dakikada bire düştüğünde eşimi panikletmemek için arabanın sağ üst kolunu ve dişlerimi sıkıyordum. 
Hastanede odaya alıp hemen serum taktılar ve NST' ye bağladılar. İşte o çok istediğim NST' ye nihayet bağlanmıştım. Doktorum NST' ye bakarak doğumun başladığını, serumdan verilen ilaçla doğumu durdurmaya çalışacaklarını, zaman kazanırsak hemen akciğer geliştirici iğneyi yapacaklarını söyledi. Bu iğnenin yapıldıktan sonra işe yaraması için 24 saat doğurmamam gerekiyormuş. Ne var ki sancıların sıklığını görünce muayene etti ve film orada koptu işte, gözleri dehşetle açılarak 5 cm açılmam olduğunu söyledi ve acil ameliyathaneyi hazırlayın bebekler geliyor diye bağırdı. Eşimle birbirimize baktığımızı hatırlıyorum. Esas film bundan sonra başladı. Bir hemşire boş küvezlerinin olmadığını söyleyince sanki benim sancılarım daha da arttı. Doktorum ordan oraya bağırıp duruyordu. Acil bir ambulans ayarlandı ve apar topar doktorumla Medicana Hastanesine doğru yola çıktık. Bu arada eşim gece yarısı olduğu için sadece kardeşimi aradı nolur nolmaz diye. Kimseye haber verememiştik.  
Doktorun söylediğine göre meslek hayatı boyunca ikinci kez ambulansa binmiş.Bizim çok atraksiyonlu bir çift olduğumuzu, aksiyonu bol bir hayatımız olduğunu düşünüyor kendisi, düğün gecesi gelinlik damatlıkla yaptığımız kazayı da bildiği için.
Eşim arabamızla Medicana Hastanesi' ne bizden önce vararak ortalığı birbirine katmış, hazır olun doğurmak üzere olan karım geliyor yolda diyerek. Nerden bilsin yolda Medicana ile görüşen doktoruma ellerinde yoğun bakım hemşiresi bulunmadığı için bizi kabul edemeyeceklerini söylediklerini ve bizim yarı yoldan rotayı Mesa Hastanesi' ne çevirdiğimizi. Sanırım 30 haftalık ikizlerimi kimse karşılamaya hazır hissetmiyordu kendini. Anneleri olarak ben bile hazır değildim ki. Daha doya doya karnımı gere gere alışveriş merkezlerinin X-Ray'lerinin kenarlarından dolaşarak geçememiştim, geceleri sağdan sola dönememeleri yaşamamıştım, yeter artık doğurayım diyecek kadar hamilelikten sıkılmamıştım, minnoşlarımın kaburgalarıma baskı yapmasını hissedememiştim, duruşmalara siz hamilesiniz sizi önce alalım diyaloglarını bile duyacak kadar hamile kalamamıştım. Çantam hazır değildi, bebek şekerlerim hazır değildi, kapı süsüm hazır değildi vs vs.
Neyse dağıtmayayım konuyu nerde kalmıştım? Yoldan eşimi cepten arayan doktorum Mesa' ya gittiğimizi söyledi. Bu arada benim sancılar doruk noktasında tabi. Hastaneye varınca açılmamın 7 cm olduğunufarkedince apar topar doğuma aldılar beni hemen. Arada hayal meyal kardeşimi gördüm. Ameliyathanede epidurali ne zaman yapacaksınız diye sordum. ( Normal doğumu çok istememe rağmen ikiz olduğu için riskli olacağını söyleyerek sezeryana ikna etmişti beni daha önce ) Vaktimiz yok bebekler gelmek üzere genel anestezi yapacaz dedi doktor. Çok istediğim birşey daha olmamıştı işte. Halbuki ben minnoşlarımın doğum anında ayık olmak her aşamayı görmek sonra da onları doya doya koklamak istiyordum. Ama her istediğiniz olmuyor maalesef.  Bebekler herşeyde olduğu gibi burda da kendi istedikleri doğrultusunda hareket ettiler.Ne zaman ve nasıl geleceklerine kendileri karar verdiler. 
Kolumdan bir iğne ve gözümü açtığımda odadaydım, eşim ve kardeşim yanımda ama bebeklerim koridorun öbür ucundaki yoğun bakım odasında. Tarih 23. 05. 2010 Pazar saat 03.35 - 03.36
Cihangir Bey' in söylediğine göre Alper keseyi patlatmış. Yiğit' in kesesi durduğu için Alper' i alıp Yiğit' i birkaç gün daha bekleteyim bu arada akciğer geliştirici iğne yaparım ne kadar içerde dursa kardır demiş önce ama sonra bu hastanenin ekibini çok tanımıyorum güvenemedim dedi. Bu arada üçüncüyü düşünürsem :)))) ve tek olursa beni normal doğurtabilirmiş bir iki saat içerisinde az daha doğuracaktın dedi.
Evet ne kötü ki hem doğum sancılarını çektim hem de sezeryan oldum. Kısmet böyleymiş demek ki.







Minnoşlarımı ilk görüşüm eşimin çektiği küvez fotoğrafları ile oldu. Sonra ayağa kalkabildiğim ilk dakika yoğun bakım odasına koştum ( daha doğrusu hızlı adımlarla yürüdüm ) Elim ayağım titreyerek Yiğit' in küvezine yaklaştım ve ne kadar küçük diye salya sümük ağlamaya başladım. Eşim sen bi de diğerini gör dedi. Alper Yiğit' ten daha da küçüktü. Her taraflarından kablolar, hortumlar sarkıyordu, minicik göğüs kafesleri minikliğinden beklenmeyecek bir hızla inip kalkıyordu mütemadiyen. Öyle küçük, öyle savunmasız, öyle korunmaya muhtaç, öyle miniktiler ki onları tekrar içime sokmak ve o korunaklı ortamda huzur içinde yaşasınlar istedim. Ağlama ağlamayı getirir ağlama dedikçe etrafımdakiler kendimi tutmaya çalışarak için için ağlıyor kimseye çaktırmadan boncuk boncuk gözyaşı döküyordum.
Nerden nerelere geldik, uzun ve meşakkatli bir yoldan geçtik. Yolumuz uzun devam ediyor ama en azından kötü günleri geride bıraktık. Çok şükür ki minnoşlarım sağlıkla gülücükler atıyorlar artık anne ve babalarına.
Oğluşlarım sayesinde anaların aslanı aslanların anasıyım ben artık... 


13 Ekim 2010 Çarşamba

Hem ikiz hem prematüre annesi olmak 2

Evet gelelim işin ikiz annesi olma boyutuna,
Sanırım bu konuda tek söyleyebileceğim, ideal anne olma hayallerimin suya düştüğü. En azından kafamdakilerin büyük bir bölümünü gerçekleştirmeye çalışmaktan artık vazgeçtim diyebilirim.
Misal 1, ' çocuklarımı kendi kendine uyumaya alıştıracağım '
Kim demiş: Kitaplar demiş.
Bu kitapların yazarlarının ikizleri var mı acaba çok merak ediyorum. Hariçten gazel okumaktan başka birşey değil bu. Gel de alıştır.Yine aynı kitaplar ve pedagog tavsiyeleriyle ayrı ayrı değil aynı odada hatta hareketlenene kadar aynı park yatakta yatırdığım bebişlerimin biri ağlamaya başlayınca diğeri de ağlamaya başladığı için benim ikizleri kendi kendilerine uyutmaya alıştırma çabalarım evin içinde bangır bangır bir rock konseri veriliyor sanılmasına yol açtı.( Alt komşum ' hah konser başladı ' diyormuş :))))
Netice : ikizlerin biri ilk ağladığında uyuyan diğeri etkilenmesin diye derhal kaldırılacak.
Misal 2, ' Çocuklarımı sallamaya alıştırmayacağım '
Kim demiş : Tabiki yine kitaplar demiş.
Uykusuz gecelerde bebekler bas bas bağırırken, hatta bağırmaktan sesleri kısılırken ne olursa olsun yeter ki sussun dediğiniz noktada devreye giriyor işte bu sallama olayı. Bu konuda Hürriyet yazarlarından Sibel Arna' nın ' Çocuğunu Sallayan Anneler Gizli Cemaati ' başlıklı yazıyı okumanızı salık veririm. Çünkü ben de o cemaatin bir üyesiyim. Sallamanın çeşitli versiyonlarını zaman zaman deniyorum. Kucakta, ayakta, dizde...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15918522.asp?yazarid=362
Aslına bakarsanız, çocuklar hızla büyüyorlar ve hiçbir anları bir daha yaşanmayacak, tekrarlanmayacak. Nolmuş kucakta sallasam ve sallarken de koklaşsam oğluşlarımla. Nasıl olsa büyümeyecekler mi ?İleride koca adam olduklarında istesem de zaten kucağıma alıp burunlarını boynuma gömmelerini sağlayamayacağım. Varsın alışsınlar. ( İsterseniz buna züğürt tesellisi diyin :))))
Üstelik, sallamaya cevaz veren bir yazarın varlığını da öğrenmiş bulunuyorum. Harvey Karp.
Netice : İkizleri sakinleştirmek için sallamaktan çekinilmeyecek. Bu konuda illa kitap okuyacağım deniliyorsa diğer yazarlar bir kenara bırakılacak ve Harvey Karp okunacak. ( NOT : Harvey Karp' ın Mahallenin En Mutlu Yumurcağı diye bir kitabı var. Ama incelediğim kadarıyla 1-4 yaş arası dönemi anlatıyor. Tüm araştırmalarıma rağmen, 0-1 yaş arasını anlattığı kitabını bulamadım. Böyle bir kitap var mı ? Bilen varsa yardımcı olsun lütfen )
Bir de ikizlerden birisiyle ilgilenirken hep diğerini ihmal ediyor duygusu yaşama hali var. Yiğit' i emzirirken Alper' in mahzun bakışlarının hedefi olma, Alper'le koklaşırken Yiğit' in ağlama sesini duyup vicdan yapma...Veeee dolayısıyla hiçbirine yetemiyorum hissiyatı.
Bu liste de böyle uzayıp gider, aklıma geldikçe ve zaman ilerledikçe yaşanılanları paylaşmaya devam edeceğim.