Bu Blogda Ara

prematüre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
prematüre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2011 Pazartesi

NÖROLOG MUAYENEMİZ

Cumartesi nörolog randevumuz vardı.  Resimdeki arkadan tutan elleri görmeyelim lütfen. Çünkü hala desteksiz oturamıyoruz.
Doktorun söylediğine göre prematürelerin 2 yaşına kadar herhangi bir sorun yoksa 3 ayda bir nörolog kontrolünden geçmesi gerekiyormuş.Doktor denver testi yaptı. Nasıl birşey olduğunu merak etmiştim duyduğumda aslında bildiğim şeylermiş. Minnoşların aylarına göre yapması gereken şeyleri yapıp yapamadıkmarını kontrol etti.Sese dönüp bakma, uzatılan şeyi almaya çalışma, göz teması kurma gibi.
Minnoşlar kronolojik 7,5, düzeltilmiş 5,5 aylık. Yiğit'in motor gelişimi düzeltilmiş 5,5 aya uygun. Alper' in ise bir baş tutamama problemi var. Yani tutuyor ama tam tutamıyor. Durup durup sanki yorulmuş gibi yana düşürüyor başını. Aslında genelde uykusu geldiğinde yapıyor bunu. Bir hafta daha izleyelim gerekirse eeg çekelim dedi çünkü baş tutması 2,5-3 aylık gibiymiş. Yiğit'e göre biraz geriden geldiğini ben de farkediyorum ama zamanı gelince yapıyor yapması gerekenleri. Umarım herşey yolundadır.
Bu arada doktor sağlık sektöründe misiniz diye sordu. O kadar çok ttıbbi trimlerle konuşmaya başladım ki eşim bile, "avukat ama yan dal yapıyor" diye dalga geçmeye başladı. Benimkisi merak işte. Allah sağlık sorunu vermesin kimseye.

22 Kasım 2010 Pazartesi

6. AY ROP MUAYENEMİZ

Prematürelerde sık karşılaşılan problemlerden biri ROP yani Prematüre Retinopatisidir. Prematüre retinopatisi, vaktinden önce doğmuş bebeklerin damarlanması henüz tamamlanmamış retinalarında (göz görme işleminin yapıldığı gözün arkasındaki ağ tabaka) görülür. Erken dönemde tanınıp gerekli önlemler alınmazsa körlükle sonuçlanabilen, oksijenizasyon bozukluğuyla giden bir hastalık. Erken doğumdan ötürü gelişimini tamamlamamış damarlar nedeniyle retina tam oksijen alamaz ve normal olmayan zararlı yeni damarlar oluşur. Bu da retina tabakasında kanama, kabarma ve büzüşme gibi sonuçlara yol açar. Tedavi edilmezse görmeyi tamamen bozan ve prematüre bebeklerin en önemli göz sorunlarından biri olan "prematürelik retinopatisi" (Retinopathy of Prematurity - ROP) ortaya çıkar. İşte bu nedenle Retinopati’nin erken tanısı ve tedavisi çok önemli.
Prematüre bebeklerin ilk göz muayenesi genel olarak doğumdan sonraki 4 ila 6. haftalar arasında yapılmalıdır. Ancak doğum tartısı 1000 gr.ın altında ve anne karnındaki yaşı 28 haftadan küçük bebeklerde daha erken dönemde Retinopati gelişebilir. İlk muayenede Retinopati gözlenmemiş olsa bile bebekler mutlaka doğması gereken zamana kadar 2 haftada bir kontrol edilmelidirler. 32 hafta ve 1500 gr.ın altında doğan ve oksijen alan bebekler ile 30 hafta ve 1250 gr.ın altında doğan tüm bebekler doğum sonrası yaşları 4 haftalık olduktan sonra Retinopati açısından değerlendirilmelidirler. Doğum sonrası dördüncü haftasında hastanede yatmakta olan bebeklerde ise bu tarama küvöz içinde yapılır. Bebek hastaneden taburcu olurken, mutaka göz muayenesi için randevularının alınmış olması gerekir.
http://blog.mynet.com/halilbahcecioglu1/yazi/parmak_bebekler_kor_olmasin_/74162


Biz 1 aylıkken ilk göz muayenemiz, bu konuda Ankara' daki sayılı uzmanlardan birisi olduğunu öğrendiğimiz Doç Dr. İmren Akkoyun tarafından yapıldı.Kendisi gerçekten bu konuda çok iyi. Başkent Üniversitesi Hastanesinde çalışıyor. İlk kontrolden sonra normal doğum zamanımıza kadar 2 haftada bir kontrole çağırdı bizi. En son bugün 6. ay kontrolümüz çok şükür ki iyi çıktı. Bundan sonra 1 yaşında getirin dedi. Ama arada kayma farkedersek ve birkaç gün sürerse 1 yaşını beklemeden getirin dedi.
Muayenede, 10 dakika arayla minnoşların gözlerine damlalar damlatılıyor. Son damladan sonra 20 dakika kadar bekleyip ölçüm yaptılar. Damlalar biraz yaktığı için ağladı minnoşlarım. İlk muayenemizde bende onlarla birlikte ağlarken sanırım artık alıştım kendimi tutuyorum. Ölçüm biz yetişkinlere yaptıkları gibi. Hani çenenizi ve alnınızı dayarsınız ve gözünüzü kırpmadan mercekten bakarsınız ya. Haliyle bebişleri o konumda sabit tutmak zor oldu. Babalarının kucağında sırayla oturdular ve bendeniz kötü anne (! )kafalarını alete yapıştırıp sabit tutup ölçümü yaptırdım. Babamız sağolsun dayanamıyorum diyip işin içinden sıyrılıyor. Yoksa işine mi öyle geliyor ? Aşı, kan alma gibi bütün sancılı işlemlerde minnoşları ben tutuyorum beni iyice zalim anne bellleyecekler. :))
Her neyse ölçümler normal çıktı çok şükür. İmren teyzemiz bir de sinirlere ve damarlanmaya bakacağım diyerek gözleri açarken bağırttı veletleri. Çok şükür ki onlar da normal çıktı. Şu anda ters düşmüş uyuyor oğluşlarım.
    

9 Kasım 2010 Salı

RSV AŞISI-SYNAGIS 2

 Rsv aşısı ile ilgili gelişmeleri yazacağımı daha önce burada söylemiştim.
Gazi Üniversitesi Hastanesi'nden raporu çıkarttık. Normalde 50 mg' lık aşının kutusu 870 TL. Zaten Türkiye' de sadece 50 mg' lık olandan varmış. Kilo başına 15 mg vuruluyor. Bizim minnoşlar 6,500 kg oldukları için adam başı 98 mg hesapladılar, yani adam başına iki kutu. Etti mi sana toplam 3.480 TL. Tabii bu bir aylık. 5 ayda toplam 5 kere 17.400 TL ediyor kilolarının hiç artmadığı farzedilirse. Yani yaklaşık 20-25.000 arasını bulu herhalde toplamda.
Dediğim gibi raporumuzu çıkarttıramasaydık veremezdik bu parayı. Raporla anlaşmalı bir eczaneye gittik. 4 kutu ilacımızı aldık. Sadece muayene parası adı altında 45 TL aldılar. Ne olduğunu anlamadım. İlaçlarla Gazi' ye gittik, vurdular. Bacaktan yapılıyor. Ateş genellikle yapmaz dedi doktor. Banyo yaptırabilirmişiz. Bundan sonra Mart ayı dahil önümüzdeki 4 ay boyunca vurduracağız. 

7 Kasım 2010 Pazar

DOĞUM HİKAYEMİZ

Aslında belki açılışı böyle yapmak gerekiyordu ama ne yalan söyleyeyim demek ki hazır değilmişim, hep erteledim. Bugün içimden yazmak geliyorsa demek ki zamanı gelmiş.
22 Mayıs 2010 günü sabahı 30 + 0 haftalık rutin kontrolüm için doktorum Cihangir ÇAKICI' nın muayenehanesindeydim. Herşey normaldi. İçime mi doğdu bilmem, ısrarla NST' ye girmek istedim ( ara ara kramplarım olduğu için endişeliydim ), gerek yok başka belirti olmadığı için bunlar yüksek ihtimal yalancı kasılma, daha sonra bağlayacağız dedi, akciğer geliştirici iğne vursak mı dedim ( ikiz gebelikte erken doğum riski yüksek olduğu için belli bir haftada akciğer geliştirici iğne vuruluyor ), daha erken dedi. İzne ayrılma zamanım geldiği için ve kendimi iyi hissettiğimden doğuma üç hafta kalana kadar çalışabilir raporumu da aldım ve annemlere gittik. Akşamı annemlerde geçirdik. Annemin ' senin karnın mı inmiş sanki ' deyişini hiç unutmam. ' Yok canım sana öyle geliyor ' dedim. Meğer eskilerin bildiği varmış gerçekten.
Bu arada tam 17 kilo almıştım, inanılmaz ödemim vardı, ellerimi yumruk yapmak için sıkamıyordum, dizlerimin ağrısından ölüyordum. Oturup kalkarken birisinin yardımı olmazsa kilitlenip kalıyordum. Arabadan inerken, arabaya binerken hep eşim yardımcı oluyordu. Ayak numaram 37' den 39' a çıktı. Yüzüm ay parçası gibi olmuştu.
Gece evimize döndük, hemen yattım. Saat 01.15 sularında inanılmaz tuvalet ihtiyacı hissederek ayağa kalktım ve aaaaaa olamaz idrarımı tutamıyordum. Suyum mu geliyor diye düşünmedim değil ama nedense su böyle bir anda FOŞ diye gelirmiş gibi düşünürdüm hep, koduramadım o yüzden. Hemen tuvalete koştum ve hafif bir kanamam olduğunu farkettim. Hamilileğimin başlarında da kanamalarım olduğu için alışkındım fazla korkmadım. Gelip tekrar uyumayı denedim. Yine tuvalet ihtiyacı duydum, ayağa kalktım ve yine kaçırdığımı sandım. Bu sefer yok bu sanırım idrar değil diye düşünmeye başladım çünkü hafif hafif sancılanmaya başladım. Hemen doktorumu aradım. Güven hastanesinde doğumdaymış. Sanırım suyum geldi diyince ' Eyvah' dedi :)) Kaçıncı haftadaydın sorusuna 30. hafta diyince ' Eyvah eyvah ' dedi ve çarpıntılarımı başlattı. 
' Hemen gelin ' dedi. Çantam bile hazır değildi. Bir torbaya elime geçen ne varsa doldurdum. Arabada sancılarım artmaya başladı, gözüm saatteydi. Sancıların sıklığı yavaş yavaş azalıyordu, üç dakikada bire düştüğünde eşimi panikletmemek için arabanın sağ üst kolunu ve dişlerimi sıkıyordum. 
Hastanede odaya alıp hemen serum taktılar ve NST' ye bağladılar. İşte o çok istediğim NST' ye nihayet bağlanmıştım. Doktorum NST' ye bakarak doğumun başladığını, serumdan verilen ilaçla doğumu durdurmaya çalışacaklarını, zaman kazanırsak hemen akciğer geliştirici iğneyi yapacaklarını söyledi. Bu iğnenin yapıldıktan sonra işe yaraması için 24 saat doğurmamam gerekiyormuş. Ne var ki sancıların sıklığını görünce muayene etti ve film orada koptu işte, gözleri dehşetle açılarak 5 cm açılmam olduğunu söyledi ve acil ameliyathaneyi hazırlayın bebekler geliyor diye bağırdı. Eşimle birbirimize baktığımızı hatırlıyorum. Esas film bundan sonra başladı. Bir hemşire boş küvezlerinin olmadığını söyleyince sanki benim sancılarım daha da arttı. Doktorum ordan oraya bağırıp duruyordu. Acil bir ambulans ayarlandı ve apar topar doktorumla Medicana Hastanesine doğru yola çıktık. Bu arada eşim gece yarısı olduğu için sadece kardeşimi aradı nolur nolmaz diye. Kimseye haber verememiştik.  
Doktorun söylediğine göre meslek hayatı boyunca ikinci kez ambulansa binmiş.Bizim çok atraksiyonlu bir çift olduğumuzu, aksiyonu bol bir hayatımız olduğunu düşünüyor kendisi, düğün gecesi gelinlik damatlıkla yaptığımız kazayı da bildiği için.
Eşim arabamızla Medicana Hastanesi' ne bizden önce vararak ortalığı birbirine katmış, hazır olun doğurmak üzere olan karım geliyor yolda diyerek. Nerden bilsin yolda Medicana ile görüşen doktoruma ellerinde yoğun bakım hemşiresi bulunmadığı için bizi kabul edemeyeceklerini söylediklerini ve bizim yarı yoldan rotayı Mesa Hastanesi' ne çevirdiğimizi. Sanırım 30 haftalık ikizlerimi kimse karşılamaya hazır hissetmiyordu kendini. Anneleri olarak ben bile hazır değildim ki. Daha doya doya karnımı gere gere alışveriş merkezlerinin X-Ray'lerinin kenarlarından dolaşarak geçememiştim, geceleri sağdan sola dönememeleri yaşamamıştım, yeter artık doğurayım diyecek kadar hamilelikten sıkılmamıştım, minnoşlarımın kaburgalarıma baskı yapmasını hissedememiştim, duruşmalara siz hamilesiniz sizi önce alalım diyaloglarını bile duyacak kadar hamile kalamamıştım. Çantam hazır değildi, bebek şekerlerim hazır değildi, kapı süsüm hazır değildi vs vs.
Neyse dağıtmayayım konuyu nerde kalmıştım? Yoldan eşimi cepten arayan doktorum Mesa' ya gittiğimizi söyledi. Bu arada benim sancılar doruk noktasında tabi. Hastaneye varınca açılmamın 7 cm olduğunufarkedince apar topar doğuma aldılar beni hemen. Arada hayal meyal kardeşimi gördüm. Ameliyathanede epidurali ne zaman yapacaksınız diye sordum. ( Normal doğumu çok istememe rağmen ikiz olduğu için riskli olacağını söyleyerek sezeryana ikna etmişti beni daha önce ) Vaktimiz yok bebekler gelmek üzere genel anestezi yapacaz dedi doktor. Çok istediğim birşey daha olmamıştı işte. Halbuki ben minnoşlarımın doğum anında ayık olmak her aşamayı görmek sonra da onları doya doya koklamak istiyordum. Ama her istediğiniz olmuyor maalesef.  Bebekler herşeyde olduğu gibi burda da kendi istedikleri doğrultusunda hareket ettiler.Ne zaman ve nasıl geleceklerine kendileri karar verdiler. 
Kolumdan bir iğne ve gözümü açtığımda odadaydım, eşim ve kardeşim yanımda ama bebeklerim koridorun öbür ucundaki yoğun bakım odasında. Tarih 23. 05. 2010 Pazar saat 03.35 - 03.36
Cihangir Bey' in söylediğine göre Alper keseyi patlatmış. Yiğit' in kesesi durduğu için Alper' i alıp Yiğit' i birkaç gün daha bekleteyim bu arada akciğer geliştirici iğne yaparım ne kadar içerde dursa kardır demiş önce ama sonra bu hastanenin ekibini çok tanımıyorum güvenemedim dedi. Bu arada üçüncüyü düşünürsem :)))) ve tek olursa beni normal doğurtabilirmiş bir iki saat içerisinde az daha doğuracaktın dedi.
Evet ne kötü ki hem doğum sancılarını çektim hem de sezeryan oldum. Kısmet böyleymiş demek ki.







Minnoşlarımı ilk görüşüm eşimin çektiği küvez fotoğrafları ile oldu. Sonra ayağa kalkabildiğim ilk dakika yoğun bakım odasına koştum ( daha doğrusu hızlı adımlarla yürüdüm ) Elim ayağım titreyerek Yiğit' in küvezine yaklaştım ve ne kadar küçük diye salya sümük ağlamaya başladım. Eşim sen bi de diğerini gör dedi. Alper Yiğit' ten daha da küçüktü. Her taraflarından kablolar, hortumlar sarkıyordu, minicik göğüs kafesleri minikliğinden beklenmeyecek bir hızla inip kalkıyordu mütemadiyen. Öyle küçük, öyle savunmasız, öyle korunmaya muhtaç, öyle miniktiler ki onları tekrar içime sokmak ve o korunaklı ortamda huzur içinde yaşasınlar istedim. Ağlama ağlamayı getirir ağlama dedikçe etrafımdakiler kendimi tutmaya çalışarak için için ağlıyor kimseye çaktırmadan boncuk boncuk gözyaşı döküyordum.
Nerden nerelere geldik, uzun ve meşakkatli bir yoldan geçtik. Yolumuz uzun devam ediyor ama en azından kötü günleri geride bıraktık. Çok şükür ki minnoşlarım sağlıkla gülücükler atıyorlar artık anne ve babalarına.
Oğluşlarım sayesinde anaların aslanı aslanların anasıyım ben artık... 


16 Ekim 2010 Cumartesi

Kara Üzüm Habbesi

Bugün yani 16 Ekim 2010 saat 12.00' de şimdiye kadar sadece anne sütü alan kronolojik 4,5 - düzeltilmiş 2,5 aylık olan oğluşlarım, ilk defa anne sütü dışında bir gıdanın tadına baktılar. Üç çay kaşığı kara üzüm suyu...
Yiğit ne sevdi sevmedi, sadece şaşırdı. Birazını ağzından dışarı akıttı. Gözlerini pörtlete pörtlete suratımıza baktı. Bu da ne ? Ne veriyorsunuz bana der gibi... Alper sevdi gibi. Hepsini yuttu ve epey bi yalandı.
Bu ek gıdaya başlama konusu çok tartışmalı. Kimi 6 ay olmadan kesin başlamayın diyor, kimi 4-4,5 ay gibi yavaş yavaş besinlerin tadını alsınlar azar azar verin diyor, kimi  bu süreci prematürelerde düzeltilmiş yaşa göre başlatın diyor, kimi gelişimleri iyiyse kronolojik yaş baz alınabilir diyor. Velhasıl bu konuda da fikir birliği yok maalesef.
Ben doktorumuzun da tavsiyesiyle yavaş yavaş başladım. Bakalım nasıl karşılayacak bebişlerim. Önce acaba anne sütü alabilecekleri halde bebişlerimin minicik midelerini başka şeylerle doldurma fikrinden hoşlanmasam da, zaten çok az az sadece tattırdığımı düşünerek vermeye karar verdim. Bu konuda tecrübeli annelerden de geç başlatırsam sonrasında değişik besinleri yedirmekte zorlanabileceğimi duydum. Esasen, sütüm de sanki yavaş yavaş durulaşmaya başladı. Yaşayıp göreceğiz bakalım.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Hem ikiz hem prematüre annesi olmak 2

Evet gelelim işin ikiz annesi olma boyutuna,
Sanırım bu konuda tek söyleyebileceğim, ideal anne olma hayallerimin suya düştüğü. En azından kafamdakilerin büyük bir bölümünü gerçekleştirmeye çalışmaktan artık vazgeçtim diyebilirim.
Misal 1, ' çocuklarımı kendi kendine uyumaya alıştıracağım '
Kim demiş: Kitaplar demiş.
Bu kitapların yazarlarının ikizleri var mı acaba çok merak ediyorum. Hariçten gazel okumaktan başka birşey değil bu. Gel de alıştır.Yine aynı kitaplar ve pedagog tavsiyeleriyle ayrı ayrı değil aynı odada hatta hareketlenene kadar aynı park yatakta yatırdığım bebişlerimin biri ağlamaya başlayınca diğeri de ağlamaya başladığı için benim ikizleri kendi kendilerine uyutmaya alıştırma çabalarım evin içinde bangır bangır bir rock konseri veriliyor sanılmasına yol açtı.( Alt komşum ' hah konser başladı ' diyormuş :))))
Netice : ikizlerin biri ilk ağladığında uyuyan diğeri etkilenmesin diye derhal kaldırılacak.
Misal 2, ' Çocuklarımı sallamaya alıştırmayacağım '
Kim demiş : Tabiki yine kitaplar demiş.
Uykusuz gecelerde bebekler bas bas bağırırken, hatta bağırmaktan sesleri kısılırken ne olursa olsun yeter ki sussun dediğiniz noktada devreye giriyor işte bu sallama olayı. Bu konuda Hürriyet yazarlarından Sibel Arna' nın ' Çocuğunu Sallayan Anneler Gizli Cemaati ' başlıklı yazıyı okumanızı salık veririm. Çünkü ben de o cemaatin bir üyesiyim. Sallamanın çeşitli versiyonlarını zaman zaman deniyorum. Kucakta, ayakta, dizde...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15918522.asp?yazarid=362
Aslına bakarsanız, çocuklar hızla büyüyorlar ve hiçbir anları bir daha yaşanmayacak, tekrarlanmayacak. Nolmuş kucakta sallasam ve sallarken de koklaşsam oğluşlarımla. Nasıl olsa büyümeyecekler mi ?İleride koca adam olduklarında istesem de zaten kucağıma alıp burunlarını boynuma gömmelerini sağlayamayacağım. Varsın alışsınlar. ( İsterseniz buna züğürt tesellisi diyin :))))
Üstelik, sallamaya cevaz veren bir yazarın varlığını da öğrenmiş bulunuyorum. Harvey Karp.
Netice : İkizleri sakinleştirmek için sallamaktan çekinilmeyecek. Bu konuda illa kitap okuyacağım deniliyorsa diğer yazarlar bir kenara bırakılacak ve Harvey Karp okunacak. ( NOT : Harvey Karp' ın Mahallenin En Mutlu Yumurcağı diye bir kitabı var. Ama incelediğim kadarıyla 1-4 yaş arası dönemi anlatıyor. Tüm araştırmalarıma rağmen, 0-1 yaş arasını anlattığı kitabını bulamadım. Böyle bir kitap var mı ? Bilen varsa yardımcı olsun lütfen )
Bir de ikizlerden birisiyle ilgilenirken hep diğerini ihmal ediyor duygusu yaşama hali var. Yiğit' i emzirirken Alper' in mahzun bakışlarının hedefi olma, Alper'le koklaşırken Yiğit' in ağlama sesini duyup vicdan yapma...Veeee dolayısıyla hiçbirine yetemiyorum hissiyatı.
Bu liste de böyle uzayıp gider, aklıma geldikçe ve zaman ilerledikçe yaşanılanları paylaşmaya devam edeceğim.

12 Ekim 2010 Salı

Hem ikiz hem prematüre annesi olmak

Evet, benim küçük mucizelerim prematüre. Tam 30 haftalıkken, tam üç haftaya kadar çalışabilir raporumu aldığım gün dünyaya gelmeye karar verdiler. Aceleci miniklerimden bi tanesi keseyi patlattı, diğeri de onun ardına takılmak zorunda kaldı.Aklıma gelmişken, duymuşmuydunuz, ikizlerde ve özellikle erken doğumda, ilk çıkan bebek ' Eyvah, çıkıyoruz ' diyerek stres hormonu salgılamaya başlar ve eksik bütün yönlerini tamamlamaya çalışırmış. Arkadan gelen ise ilk çıkana göre biraz daha problemli doğarmış. Gerçekten de bizim bir numara Alper kilo olarak daha düşük ağırlıklı doğmasına rağmen, iki numara Yiğit' ten daha iyi durumdaydı. Yine de Allahıma binlerce kere şükür çoğu prematüreden çok daha iyi durumdaydık.
Evet, prematürelik...En kötü yanı hangisi bilemiyorum. Doğum yaptığın halde kalbini, aklını, ruhunu hastanede bırakıp eve için, ruhun, kucağın, ellerin bomboş, gözlerin kan çanağı dönmek mi? Mantığın bebeklerine kesinlikle senden daha iyi baktıklarını, bebeklerinin emin ellerde olduğunu söylese de doktorlara, hemşirelere, hastane personeline bir türlü güvenememek mi? Doğrudan bebeklerinin kaynağından çekeceği sütü mekanik bir aletle bomboş bir evde 24 saat boyunca, gece gündüz, her üç saatte bir sağmak zorunda kalmak mı? Sağdığın sütleri başka lohusalar yataklarında bebekleriyle birlikte yatarken, sancılarına aldırmadan sabah akşam hastaneye taşımak mı? Belki bugün kucağıma verirler ümidiyle yoğun bakımın girişinde yeşil önlükleri giyip ayağına galoşları geçirip baştan aşağı steril olduğun halde bebeklerine  sadece cam arkasından bakmak zorunda kalmak mı? Senin koklamaya kıyamadığın meleklerini her yanından kablolar sarkarken görmek mi ?İçin yanarken, bebeklerini gördüğünde ağlamamak için kendini zor tutarken hatta tutamazken aldığın en küçük kıyafetlerin bile içine düşen bebeklerinin o komik hallerine ağlamakla karışık gülmek mi ?  Bebeklerinin üstünden çıkartıp yıka diye eline tutuşturdukları kıyafetleri üzerlerinde kokuları kaldığı için asla yıkayamamakmı? Geçen her günü kazanılmış bir zafer olarak görürken zaman zaman geriye dönüşler yaşamak mı ? Eve çıkmak üzere normal odaya çıktığımızda problem yaşayan oğluşumun birini yoğun bakıma küveze geri gönderip diğer oğluşumla eve gidiyor olduğuma bile sevinememek mi? Kedi yavrusunu azıtır gibi bir oğlumu hastanede bırakırken döktüğüm gözyaşlarımı? Evdeyken hastanede, hastanedeyken evde aklının kalması mı? Nihayet hep beraber evimize geldiğimizde solunum sıkıntısı yüzünden 24 saat nöbet tutmak zorunda kalmak mı? Her sorana önce kronolojik sonra düzeltilmiş yaşlarını söylemek zorunda hissetmek mi ? Enfeksiyon kapmasınlar diye paranoyak olmak mı?
Bu liste böyle uzayıp gider. Dile kolay tam bir ay küvez maceramız sürdü. Eve çıktıktan sonra da doktorlar, kontroller hala bitmedi. Ama diyorum ya Allahıma binlerce kere şükürler olsun ki her geçen gün büyüyor ve sorunları geride bırakıyoruz.
Bütün sıkıntılara rağmen bu işin hayırlı taraflarını da görmeye çalıştım ama. Misal, hiçbirşeyim hazır değildi, bebeklerim hastanedeyken eksiklerimi tamamladım. Bebeklerimin hastanede olduğu bir ay boyunca gece gündüz süt sağarak epey bir süt depoladım. Bebeklerim evimize gelene kadar güç topladım. Lohusalık sıkıntılarını atlattım.
Ne diyeyim, Darısı bebeklerinin yolunu gözleyen tüm anne babaların başına...
İşin ikiz annesi olmakla ilgili boyutu bir dahaki yazıya...