Bir fırsat sitesinde görünce hemen denemeye karar verip aldım brunch+at gezisini. Özellikle at gezisinin çocuklar için midilli üzerinde bir tur olabildiğini öğrenince daha da mutlu oldum. Gitmeyi düşündüğümüz tarihlerde Ankara'da at gribi salgını diye bir haber çıktığı için bir süre ertelesek de nihayetinde gittik ve çok çok beğedik. Brunch gerçekten çok çok güzeldi, çocuk oyun parkı ve midilliye binme bölümü ise tam anlamıyla süperdi. Buyrun bundan sonrasını fotolar anlatsın.
ÇITIR SİMİT
Burayı ilk olarak bu sitede gördüm ve denemeye karar verdim. Gerçekten Ankara'da gidilesi yerlerden biri. Turan Güneş Bulvarı üzerinde, küçük bir simitçi gibi duran ve arka tarafında yeşillikler ve ağaçlar içinde kocaman bir bahçesi olan bir mekan. Etrafta, tavuklar, tavus kuşları geziyor, küçük bir dere şırıl şırıl akıyor. Bayıldık ailecek. Biz bruncha gittik ama gün boyu yemek servisleri var.
Başlık inleyen nağmeler gibi oldu. Zaman zaman inletmiyor da değiller aslında bizi, ama çoğunlukla güldürüyorlar, hatta kahkahadan kırıp geçiriyorlar.
Dilleri bir çözülse diye yazmıştım şurada. Ne çabuk çözüldü, kelime hazneleri ne zaman bu kadar gelişti şaşırıp kalıyor insan.
İşte örnekler :
* Üzerinde kravat deseni olan bir sweat almıştım kuzulara. Alper'i giydirdim ve ne dese beğenirsiniz Ellerini bacaklarını 'herkes maximumda' diye bağıran maximumcard adam gibi kocaman açarak -ben baba oyduuummmmm( Bu nasıl bir bağlantı kurmaktır sevgili arkadaşlar ? Kravatı takınca baba olunuyor)
* Saat sabaha karşı 04.30, Alper "kaanım ağıyo" diyerek kalktı ve Yiğit'i de uyandırdı. İkisi de bizim yataktalar. Alper, "eemmaa yağı süü, eemmaa yağı oodaa" diyince elma yağını almak üzere ayağa kalktım. Babaanne uygulaması karın ağrılarına, gaz sancılarına, mide üşütmelerine birebir gelen o acı elma yağını önce karnına, arkasından parmağımda kalanı damağına sürmeme bayılıyorlar ikisi de. Neyse ayağa kalktım ve o an bütün yediklerini kustu bebeğim. Ama kusunca rahatladı tabii, başladı yine "eemmaa yağııı" demeye, hemen talebi yerine getirdim. Tabii ben batan yatak yorganımızı değiştirmekle uğraşırken ikisi de cin gibi oldu. Salona geldik hep beraber. Biz babayla karşılıklı kanepelerde uyukluyoruz, minik canavarlar sanki öğlen saati gibi salonun ortasında fink atıyorlar. Bir ara Alper "koonnaa yoot, koonnaa yot" diye ellerini iki yana açarak oraya buraya bakmaya, kanepelerin altına bakmaya başladı.
-Anneciğim neyin kornasını arıyorsun?
-At, at, atın koonnaa yot
Bu arada atın kornası dediği şey, atın üzerinde basınca kişneme sesi çıkaran bir zımbırtı. Bozulmuştu aylar önce ve atmıştık.
-Atın koonnaa yot Allaaa Allaaaa ( Eller yana açılır, boyun sağ yana bükülür,Allah Allah demeyi ne zaman kimden öğrendin sen kerata ? Isıracam tutamıyorum kendimi )
-Oğlum, o kornayı attık ya, bozuktu hani.
-Bozuu diil, bozuu diil (Niye her söylediklerini tekrar etme gereği duyuyorlar, ilkinde anlamayacak kadar embesil mi duruyoruz biz ebeveyler?)
Bu arada yan yan ağzına kadar dolu oyuncak sepetine yanaştı ve etrafında dört dönmeye başladı. Saftirik anne anlamadı tabii, uyanık baba :
-Oyuncak sepetini dökmek için bahane yaratıyor, sepetin içinde diyerek dökecek bak
demeye kalmadan
-atın koonnaa, atıınn koonnaa buuda
diyerek kaşla göz arasındasepeti ters yüz etti, gecenin sessizliğinde şangır şungur gürültüler eşliğinde.
Bakar mısınız millet, bırakın konuşmayı numaracı olmuş benim zibidiler. E güler misin ağlar mısın?
* Biz işteyken evi dolaşan ve bizi arayan Alper, yatak odasında da bizi bulamayınca önce -anneee, babaaa
diye bir türkü tutturmuş, arkasından iki gözü iki çeşme ağlamaya başlamış -anneemmm neeyydeee? Menimm anneemm yootttt
diye türküyü ağıta çevirmiş ve ev ahalisini gözyaşlarına boğmuş:)
İkizler tek bebeklere göre geç konuşurlarmış diye okumuştum bir zamanlar bir yerlerde. Çünkü kendi aralarında bir dil oluştururlarmış ve başkasına ihtiyaç duymazlarmış. Şu videoyu belki seyretmişsinizdir bir yerlerde :
Gerçekten çok komikler.
Bizimkilerin cephesinde de durum pek farklı değil. Öncelikle aynı bu videodaki çocuklar kadar olmasalar da hiçbir şekilde anlamadığımız bir dil konuşuyorlar aralarında ve kendi kendilerine oynarken. Mesela Alper' in telefonu kulağına dayayıp karşısında biri varmış gibi bir konuşması var aralarda özneleri anlıyorsunuz Aaper, maanne, dede, annee, baabbba gibi ama geri kalan hiçbir şeyi anlamıyorsunuz.
Onun dışında bizimle konuşmaya gelince tek tek kelimeler son sürat gidiyor, papağan gibi ne söylerseniz tekrar ediyorlar. Yavaş yavaş cümle kurmaya da başladık.
26. ay itibariyle, kelime haznemiz :
daha önceden beri söylediklerini paylaşmıştım, anne, baba, dede, anane, maanne, hatce anne (işlerine gelince bişey isteyecekleri zaman Hatce anne, yoksa sadece Hatce), amma, ma (su-farsça biliyor benim veletler), meme, mama
bunlara ilaveten
Süt içmek istediğinde gurk gurk diye garip bir ses çıkarıyor Yiğit. Sanırım Pepee nin süt içerken boğazından çıkan ses :) Ama düt düt de diyor arada sırada.
biye(kurabiye),aamut (armut), piiiiav (pilav),muu (muz), anneee gak(anne kalk), Şiya( pepee'deki şila),
gargooo( kargo-anne kişisi tam bir internetten alışveriş canavarı olduğu cihetle, o kadar çok kargo geliyor ki eve ilk söyledikleri kelimelerden biri olması kaçınılmazdı),
Koa(Koray),Niya(Nihan) bazen direk isim bazen isimle birlikte sıfat (Koa baba, Niya anne, Hatce anne), İpii(İpek-Kocişin kuzeninin bizimkilerle yaşıt kızı, İpiiiii diye diye peşinden ayrılmadılar, aşık mı oldular ne ? ), duu (duru)
Çine Aaper haammm (sinek Alper' i ısırdı)
Pii(Pil-oyuncaklar kadar pil olduğu için evde öğrenmeleri kaçınılmazdı),
Ayoo(Telefon),Amma(amca),yayı(dayı),yiye(yenge),tiyze(teyze), caa(çay),
maanne caa bitti (babaanne çay bitti)
anne ma bitti ( anne su bitti)
on(bildiğiniz on sayısı :))), yimi(yirmi= ona on ekleyince kaç sorumuza cevap),otuuu(otuz= yirmiye on ekleyince kaç sorumuza cevap, Pepee sağolsun), ghırk ( kırk=otuza on ekleyince kaç sorumuza cevap), elli, bi(bir),itii(iki, sonunu niye bu kadar uzatıyorlar anlamış değilim),ücü(üç), döt(dört), be(beş),atı(altı),yedi,sikiz(sekiz),dokuzu bizim söylememizi bekleyip birden on diye bağırıyorlar,
gooo(topa ayakla vuruş ve gol diye bağırış), diniii(deniz)
chakşi(taksi, bunu yeni söylemeye başladı Alper, önceden nerde taksi görse maaammmiiii diye çığlık atıyordu, bir anlam verememiştim),bu arada maviye de mammiiii diyorlar. ( bu durumda sarı taksiye mavi mi demek istiyor? Amacı nedir ?bilmiyorum )
yolda bizim arabadan görünce aannnııı diye bağırıyorlar.(aynısıymış :)) aynı renk iki eşya yakalayınca veya aynı rakamdan iki yerde görünce önce rakamları söyleyip döt döt aannııı diye bağırıyorlar,
Tartıya çıkıyorlar kaç kilosun diye soruyoruz bizden duymuşlar ooii (12) diye bağırıyorlar.
Arabada pepee, neşeli penguenler seyrediyorlar. Bunların içinde de favori bölümleri var.İstemedikleri bir bölümü açınca "bu diill" diye bağırıyorlar.
Aklıma gelenler bunlar.
Zamane hastalıklarından birine yakalandık maalesef. Çok şükür iyileştik artık iyiyiz ama başına gelenlere belki biraz faydam olur diye bahsetmeden geçemedim.
Komik bir ismi var di mi ? Duyanlar şaşırıp kalıyorlar. Doktor latincesini ilk söylediğinde haaa? demişim. Tercümesini yaptı hemen, öpücük hastalığı. İlk duyduğumda öpeyim de geçsin demek istedim ama doktor tuhaf karşılar diye içimde tuttum tabi bu beyanımı :) Sonra kendi kendime dedim ki acaba sürekli birilerini öpme ihtiyacı mı hissediliyor bu hastalıkta ? Eğer öyleyse benim için mahzuru yok minnaklarken zaten gelsin habire beni öpsünler ama ergenlikte geçsin mümkünse. Önüne geleni öpen bir ergen erkek annesi olmak istemem şahsen. Kızgın kız babaları ile muhatap olmak hoş olmasa gerek. Neticede benim bu parlak tahminlerim tutmadı tabii ki. Bu hastalığa sebep olan Ebstain barr (EBN) virüsü tükürükle bulaştığı için bu isim verilmiş meğer.
Bu seferki başrol oyuncumuz Yiğit. Her şey bir akşam babamızın Yiğit'in boynundaki şişliği farketmesiyle başladı. Boynunun sol tarafında ama arkaya ensesine doğru bir yerde oldukça ciddi bir şişlik vardı. Elimle kontrol ettiğimde elimin altında oynayan bezeleri farkettim. Lenf bezlerinin şişmiş olabileceğini düşünsem de endişelerime mani olamadım. Aile efradının kabakulak olabilir mi sorusuna olumsuz baktım, hiç görmedim ama sanki kabakulakta daha çenenin altına doğru önlere doğru hatta yanakla birlikte şişlik olurmuş gibi geldi, nitekim doktor da aynı şeyleri söyledi. Neticede doktora götürdüğümüzde kanda CRP ve Sedimantasyon yüksek çıktı viral bir enfeksiyon geçiriyor denildi. Başka hiçbir belirti yoktu. Ertesi gün ateş başladı ve bir hafta boyunca ateş düşürücülürle inip çıkan bir ateş tablomuz oldu. Buna ilaveten boğaz bademcikler tamamen iltihaplandı ve zaten çok az yiyen Yiğit ağzına lokma sürmez oldu, iğne ipliğe döndü yavrum, süzüldü resmen. Tabi bu arada inanılmaz huysuz, hırçın bir çocuk oldu. Eskiler derlermiş ya çocuğun hasta olduğuna yanmam, huyunun değiştiğine yanarım diye. Aynen öyle.
Ateş ve boğaz enfeksiyonu sırasında tekrar kan verdik ve EBN pozitif çıktı : Öpücük hastalığına yakalanmıştık.Muayenede dalakta ve karaciğerde büyüme farkedildi. Kasıklardaki ve koltuk altlarındaki lenf bezlerinde de şişme vardı. Viral bir enfeksiyon olduğu için hiçbir ilaç, antibiyotik verilmedi. Kendi seyrine bırakıldı ama kontrole gidildi. Neticede çor geçen günlerden sonra nihayet iyileştik. Şişlikler ve organlardaki büyüme bir süre daha devam edermiş, bir ay sonra tekrar kontrole gideceğiz. İşin tek güzel tarafı artık bu hastalığa karşı ömür boyu süren bir bağışıklık kazanmış olduk ve bağışıklık sistemimiz güçlenmiş oldu. Demek ki neymiş : hastalıklarda bile işin iyi tarafını görmeye çalışmak en iyisiymiş.
Veeeee arkadaşlarımızla yaptığımız kutlamada sıra
Önce davetiyemiz, yine www.tasarland.com'dan yaptırdım, çok şeker oldu.
Davetiyeden de anlayacağınız üzere, bu seneki konseptimiz tavşandı. Yine konsepti tavşan olarak belirlememe sebep olan kişi, çok sevgili ikiz annesi Sibel Hanım. www.sibelintarifdefteri.blogspot.com'da geçen seneki uğur böcekli pastayı seçerken aslında iki pasta arasında kalmıştım. Neticede uğur böcekli pastayı ilk doğumgünümüzde kullanınca ikinci pastayı da 2. doğumgünümüze kullanmak kısmet oldu. Şu şapkadan çıkan sürpriz tavşanlara bakar mısınız o kadar tatlı ki :))
Üzerinde Alper ve Yiğit yazan beyaz zemin pasta olduğu gibi, tavşanların içinden çıktığı şapka da ayrı bir pasta. Yine çok çok lezzetliydi, ellerinize sağlık Sibel Hanım.
Ve süslemeler :
Dış kapıdan başlayalım :)))
Camları unutmadık :))
Tavan süslerimiz :
Peçetelerimiz :
Tavşanlı notluklara davetiyelerimizi taktık.
Sibel Hanım, 2 çeşit tavşan kurabiyesi yapmıştı.Çocuklar kapış kapış yaptı.
Menümüz: domates böreği, kıymalı-ıspanaklı-patatesli kol böreği, mercimek köfte, zeytinyağlı biber dolması, meyveli kek, kalburabastı, portakallı kurabiye, portakallı sütlü irmik tatlısı, bonny food lezzet çiçekleri ve yaş pastamız.
2 sene ne kadar çabuk geçti. Daha dün gibi ilk doğumgünümüz için hazırlıklar yapışım. Bu sene malum sağlık sorunlarımız sebebiyle doğumgünümüzü geç yapmak zorunda kaldım. Daha önce de anlattığım gibi 23 Mayıs gecesi Alper ameliyat olduğu için biraz buruktuk ama sonu iyi biten herşey iyidir değil mi ?
Önce geçen seneki gibi aileyle bir kutlama yaptık.Hafta içi akşam olması sebebiyle çok fazla hazırlık yapamasam da güzel bir kutlama oldu.Kayseri mantımız sevgili Hatice Annnemizden :)) Menümüz : Kayseri mantısı, tavuklu soğan yahnisi, şehriyeli pirinç pilavı, zeytinyağlı biber dolması, peynirli börek, salata, kalburabastı, portakallı kurabiye ve doğumgünü pastamız.
Piyasada ikizler için iyi ki doğdunuz banneri olmaması ne tuhaf değil mi ? Her yerde iyi ki doğdun yazıları var. Benim parlak fikirli kociş de bir tane daha iyi ki doğdun yazısı alıp U ve N ( yan yatırarak ) harflerini kullanarak İYİ Kİ DOĞDUNUZ yazısı oluşturdu.
Doğumgünü pastamızı Butikekten aldık. Sünger Bob'lu bir pasta seçtik.
Aile saadeti :))
Dayımız ve yengemizin aldığı piyano halı minnoşlar tarafından çok beğenildi. Gelen bütün hediyelere de buradan tekrar teşekkürler.